
Önceden üç devlet kurumu ve çalışanları bütün halk nezdinde kutsallık derecesinde saygı görürdü:
* Okullar ve öğretmenler
* Hastaneler ve doktorlar
* Adliyeler ve hakim- savcılar
Çünkü gelir düzeyiniz, sosyal statünüz, hayata bakışınız ne olursa olsun
Çocuklarınızın iyi eğitim görmesini,
Hastalığınızın doğru tedavi edilmesini
Ve bir yargılamayla muhatap olduğunuzda adil yargılanma isterdiniz.
Son yirmi yılda bu üç kurumun da temelleri bozuldu.
Liyakat yerini yandaşlığa bıraktı.
Onun yerine görevi halka hizmet olan bürokrasi ve idare her şeye yetkili olacak ve hiçbir şeyden sorumlu olmayacak şekilde kutsallaştırıldı.
Okula aidiyet, hastaneye ve yargıya olan inanç kayboldu.
Halkın bir bölümünde eğitim sağlık ve yargı adeta "Hizmet sektörüne" dönüştü.
Oysa bu hizmetler halkın şu ya da bu şekilde tercih edebileceği sıradan bir hizmet değildir.
Vatandaşın hakkı olduğu kadar devletin de halkına karşı sorumluluğuydu.
Düzeltilmesi gereken ilk yanlış burada başlıyor.
Eğitim, sağlık ve adalet kurumları vatandaşa mecbur değildir.
Bu kurumlar siyasetin hizmetkârı değildir.
Vatandaş veya siyaset velinimet ya da patron değildir.
Tam tersine vatandaş bu kurumlara muhtaçtır.
Bu kurumlar doğru çalışmazsa düzgün bir hayat yaşamasının imkanı yoktur.
Adliyeler bir kenara dursun.
Okul ve hastanelerde ayrıca bilimsel normlar mevcuttur.
Bu kurumların çalışma şekilleri tam yetki işin uzmanlarında olacak şekilde ve yetkili makamlara da uzmanlar gelecek şekilde düzeltilmelidir.
Ve bu kurumların elinde "Hizmetten yoksun bırakma" hakkının da bulunması gerekir.
Öğretmenin elinde çocuğa ve veliye karşı hiçbir yaptırımı bulunmamaktadır.
Disiplin suçları farazi, çocuk üzerinde hiçbir etkisi olmayan cezalarla geliştirilmektedir.
Okul değişikliği ya da okuldan uzaklaştırma Veli onayına tabidir.
Hasbelkader anne baba olmuş bir insan çocuğu okul yaşına geldiğinde okul üzerinde öğretmenden daha yetkilidir.
Sadece biyolojik yeterliliği olduğu için bu kadar hak etmediği yetkiye sahipken 16 yıl okul okumuş, yıllardır sahada çalışan uzmanlar yetkisiz kalırsa başka türlü bir sonuç bekleyemezsiniz.
Yıllardır söylüyoruz:
Bu iktidar kaba kuvveti kutsallaştırırken eğitimin, sanatın, bilimin değerini ayaklar altına aldı.
Bu bilgisayar oynayan asosyal bir çocuk, cinnet geçirmiş bir maganda sorunu değildir.
Toplumun okula bakış açısının siyaset eliyle yozlaştırılmasının bir sonucudur.
Okul gidip istediğiniz yemeği seçeceğiniz, yemeği beğenmediğini de garsonu azarlayacağınız bir lokanta değildir.
* Okul bizim yuvamızdır.
* Öğretmen anne baba gibi kutsaldır.
Bu sözler hamasi, abartılı gelebilir ama eğitim bilimlerinin temelinde bu vardır.
Her sabah bir söz vermekle okula başlamanın da,
Her sabah kendi bahçesini temizleyip derse girmenin de,
İstiklal marşlarında dimdik durmanın da
Saçların, kıyafetlerin tek tip olmasının da
Eline kazma, kürek, zımpara testere alıp bir şeyler üretmesinin de bilimsel temelleri vardı.
Okulları her şeyden arındırıp hayatlarının en enerjik zamanlarında akademik derslere mahkum etmenin,
Günde 7-8 saat ay ı sınıfta akıllı tahtaya baktırmanın,
Yere attığı çöpü almaktan aciz bırakmanın,
Aidiyet hissini kaldırmanın,
Öğretmen dışında herkesten eğitim aldırmanın
Öğretmen dışında herkesi yetkilendirmenin
Eğitimi bir kenara atıp istatistikler üzerinden sadece öğretime yönelmenin
Eğitim- Öğretimi Laik, bilimsel, Atatürkçü ve Evrensel ahlak temelinden ayırmanın bir sonucu olacaktı.
Ne yazık ki siyasi iktidarın bozduğu her kurumda olduğu gibi
Bu acı tabloyu hep beraber yaşıyoruz.
Yaşamaya devam edeceğiz.
Daha ağırları olacak.
Çünkü şimdiden yanlış teşhis konuldu.
Tedavi de yanlış ilerleyecek.
Ve yine canımız, canlarımız yanacak.



