BIST 100
14.641,58 1,64%
DOLAR
48,4775 0,02%
EURO
56,5107 0,24%
GRAM ALTIN
6.859,36 1,07%
BITCOIN
79.493,00 1,29%
FAİZ
39,56 -0,28%
GÜMÜŞ GRAM
103,53 1,00%
GBP/TRY
65,7695 0,15%
EUR/USD
1,1648 0,21%
BRENT PETROL
98,77 1,11%
ÇEYREK ALTIN
11.215,05 1,07%
Tekirdağ Açık
Tekirdağ hava durumu
26 °

Kentsel dönüşümde deprem var!..

SEMANUR SAYGIN ÖZAY YAZDI…

“Kamu yararı” güçlü bir kavramdır. Çoğu zaman tartışmayı bitiren, itirazı susturan bir anahtar kelime gibi kullanılır. “Sen değil, toplum önemli” denir ve dosya kapanır. Yeni sistem de bunu söylüyor: Çoğunluk karar verdi mi, kamu yararı sağlanmış kabul ediliyor. Oysa kamu yararı her zaman çoğunluğun yararı değildir.

Reklam
deprem-yazi

Kentsel dönüşümde yeni düzenin adı henüz konmadı ama pratiği oldukça net:
%50 + 1 yeter, gerisi ayrıntı.

04 Şubat 2026 tarihli yönetmelik değişikliğiyle devlet açık bir tercih yaptı.

“Uzlaşma zor, deprem gerçek; o hâlde hızlanıyoruz” dedi.

Bu yaklaşımı tümüyle haksız saymak olmaz. Haklılık payının olduğunu da düşünenlerdenim. Çünkü Türkiye’de binlerce bina riskli durumda ve artık neredeyse her apartman toplantısı küçük bir iç savaşa dönüşüyor. Bir kişinin itirazı yüzünden herkesin can güvenliği tehlikeye atılamaz, atılmamalı da.

Ancak mesele yalnızca matematiğe indirgenince işin rengi değişiyor.

Kentsel dönüşümün sadece teknik ya da hukuki bir mesele olmadığını, aynı zamanda toplumsal bir müdahale olduğunu bize yıllardır anlatan isimlerden biri, kendisinin de öğrencisi olmaktan gurur duyduğum Prof. Dr. Ruşen Keleş hocamız derslerde hep şunu vurgulardı: Kentsel dönüşüm yalnızca yapıların yenilenmesi değil; sosyal, ekonomik ve kültürel boyutları olan kamusal bir süreçtir.

Bugünkü tartışma tam da burada düğümleniyor!

Kamu yararı” güçlü bir kavramdır. Çoğu zaman tartışmayı bitiren, itirazı susturan bir anahtar kelime gibi kullanılır. “Sen değil, toplum önemli” denir ve dosya kapanır. Yeni sistem de bunu söylüyor: Çoğunluk karar verdi mi, kamu yararı sağlanmış kabul ediliyor.

Oysa kamu yararı her zaman çoğunluğun yararı değildir. Hocaların hocası Ruşen Keleş’in kent literatürüne kazandırdığı temel yaklaşım da budur. Kamu yararı çoğu zaman sesi daha az çıkanın, korunması gerekenin yararıdır. Sayıların eşitliği, hayatların eşit olduğu anlamına gelmez.

Diyelim ki; bir apartmanda altı dairenin ikinci evi varken, dört dairenin tek barınma alanı olması hâlinde matematik çalışır; ama sosyal adalet çalışmaz.

Yeni yönetmelikle birlikte azınlık artık “ikna edilmesi gereken komşu” değil, “süreci yavaşlatan engel”. Karara katılmıyorsan payın satılıyor. Devlet bu noktada net: “İstemiyorsan, çekil.”

Hukuken meşru olabilir. Ama kent politikalarının yalnızca hukuka uygunlukla ölçülemeyeceğini hocalarımız bize yıllardır hatırlatır. Bir uygulama yasal olabilir; ama adil olmayabilir.

Evet, dönüşüm hızlandı. Süreçler kısaldı, belirsizlikler azaldı. Ancak şu soru ortada duruyor: Hızlanmak her zaman ilerlemek midir?
İnsanı merkeze koymayan bir kentsel dönüşüm, sonunda yalnızca bir inşaat faaliyetine dönüşür.

Bu tablo rezerv yapı alanlarında daha da sertleşiyor. Rezerv alan ilan edilen yerlerde sadece binalar değil, insanlar da yer değiştiriyor. Mahalleler dağılıyor, sosyal bağlar kopuyor. Çoğunluk kararı burada yalnızca bir yönetim aracı değil, mekânın kaderini belirleyen bir güce dönüşüyor. Yerinden etme, kentsel dönüşümün kaçınılmaz sonucu değil; yanlış tercihlerinin sonucudur.

Depremle pazarlık olmaz, bu çok ama çok doğru!

Ama deprem gerekçesiyle hakların ne kadar daraltılabileceği de siyasi bir tercihtir gibi geliyor.

Kentsel dönüşüm hızlanabilir; ama hız, adaletin yerine geçemez. %50+1 ile alınan her karar otomatik olarak kamu yararı üretmez. Kamu yararı, çoğunluğun rahatını değil, en kırılgan olanın hakkını koruduğu ölçüde anlamlıdır.

Bugün sorulması gereken asıl sorular belki de şudur:

Bu hızın direksiyonunda kim var, freni kimin elinde?

Ve depreme karşı mı yarışıyoruz, yoksa haklardan ne kadar vazgeçebileceğimizi mi test ediyoruz?

Eğer hızın bedeli sessizlikse, uzlaşmanın bedeli yerinden edilme ise, güvenliğin bedeli adaletsizlikse; burada durup yeniden düşünmek gerekir. Çünkü kent dediğimiz şey yalnızca ayakta kalan binalardan değil, o binalarda yaşamaya devam edebilen insanlardan oluşur.

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.