BIST 100
14.615,67 1,46%
DOLAR
48,4773 0,02%
EURO
56,5258 0,27%
GRAM ALTIN
6.863,89 1,13%
BITCOIN
79.374,00 1,14%
FAİZ
39,56 -0,28%
GÜMÜŞ GRAM
103,19 0,67%
GBP/TRY
65,7837 0,17%
EUR/USD
1,1651 0,23%
BRENT PETROL
99,03 1,37%
ÇEYREK ALTIN
11.224,54 1,15%
Tekirdağ Açık
Tekirdağ hava durumu
27 °

Tek boyuta sıkışan kadın!

BİLGE TEMELOĞLU YAZDI…

Genellikle kadın karakterler bir araya geldiklerinde konuşulan konular aşk, romantizm ve erkekler oluyor. Oysa gerçek hayatta kadınların dertleri bu kadar basite indirgenmiş değil. Bu kadar dar bir alandan bakmıyor ve yaşamıyor.

Reklam
bilge-temeloglu

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada gezinirken farklı yaş gruplarından kadınların yer aldığı bir röportaja denk geldim. Kadınlara, bugüne kadar karşı cinsten duydukları en saçma klişeler soruluyordu. Cevaplar tanıdıktı ama içlerinden biri özellikle dikkatimi çekti. Çünkü bu cümle, yalnızca bireysel bir yargıyı değil; kadınların toplumsal ve mesleki hayatta nasıl konumlandırıldığını da özetliyordu.

“Bu kadar dramatik olma!”

Bunu duymayan kadın var mı bilmiyorum. İş yerinde, özel hayatta, bir tartışmanın tam ortasında ya da yalnızca fikrimizi ifade ederken… Bu cümle çoğu zaman bir uyarı değil, bir susturma biçimi olarak karşımıza çıkıyor.

“Kadınlar duygusaldır ve mantıklı düşünemedikleri için olayları dramatize ederler.”

Aslında bu etiket, toplumdaki ve iş hayatındaki sıfatlarımızı doğrudan etkiliyor; kadınların görünürlüğü cinsiyetleri üzerinden öznelleştiriliyor.

Röportajda ilgimi çeken bu cümle üzerine düşünürken, kadınların “duygusal” olduğuna dair bu toplumsal fetişin medyada ne kadar yer ettiğini fark ettim. Dizi ve film içeriklerinde kadınları sürekli kurtarılmayı bekleyen, aklı aşkına yenik düşen karakterler olarak izlemeye fazlasıyla alıştık. Son zamanlarda ekonomik özgürlüğünü kazanmış, kültür seviyesi yüksek kadın figürler görsek bile, bu karakterler nedense (!) aşk hayatlarında sancılı süreçlerin içine hapsediliyor.

Genellikle kadın karakterler bir araya geldiklerinde konuşulan konular aşk, romantizm ve erkekler oluyor. Oysa gerçek hayatta kadınların dertleri bu kadar basite indirgenmiş değil. Bu kadar dar bir alandan bakmıyor ve yaşamıyor. Ben ve benim gibi düşünen birçok kadın da olduğuna inanıyorum. Dile getirmekte zorlanılıyor sadece.

Bu düşüncelerle biraz araştırma yaptığımda Bechdel Testi ile karşılaştım. Test adını Amerikalı karikatürist Alison Bechdel’den alıyor. Film ve dizi sektöründe kadın temsiline odaklanan bu testin çıkış noktası, Bechdel’in Dykes To Watch Out For adlı çizgi roman serisinde yer alan bir karikatür.

Bir filmin Bechdel Testi’nden geçebilmesi için şu üç kriteri sağlaması gerekiyor:

  1. En az iki kadın karakter olmalı.
  2. Bu kadın karakterler arasında en az 60 saniyelik bir diyalog yer almalı.
  3. Diyaloğun konusu erkekler hakkında olmamalı.

Oldukça basit görünen bu kriterler, kadının kurgusal dünyadaki görünürlüğünü ve temsiliyetini anlamamızda bize önemli bir çerçeve sunuyor. Bir filmde iki ya da daha fazla kadın arasındaki iletişim çoğu zaman görünür değil. Görünür olan iletişimin konusu ise maalesef yalnızca erkekler, aşk ve romantizm gibi sığ kavramlarla sınırlı.

Bu durum, yıllardır toplumda kadınların çok boyutlu bireyler değil; yalnızca romantik ilişkiler ve duygusal tepkiler üzerinden var olabildiği fikrini besliyor.

Bechdel Testi, filmleri bir cinsiyet ölçeğinden geçirerek kadın-erkek eşitsizliğine parmak basıyor. Oysa biz kadınlar gerçek hayatta siyaset, sanat, tarih, politika, hukuk gibi birçok alanda fikir üretiyor ve aktif roller üstleniyoruz. Kadınlar yalnızca drama yaratan, olaylara duygusal yaklaşan bireyler değildir. Aksine aklın, bilimin ve mantığın ışığında karar alan; kariyerini, ilişkilerini ve hayatını bilinçle inşa eden bireylerdir.

Yakın geçmişteki kurgu dünyasını mercek altına aldığımızda, severek izlediğimiz birçok yapımın Bechdel Testi’ni geçemediğini görüyoruz. Bunlar arasında Yüzüklerin Efendisi üçlemesi, Her (2013), The Whale (2022), Shrek (2001), Marriage Story (2019) ve Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004) gibi yapımlar yer alıyor.

Testten başarısız olan filmlerden sonra, okurlara kriterlere uygun kült bir film önerisi de yapmak istiyorum: Pulp Fiction (1994).

Bechdel Testi kusursuz bir ölçüt değil; ancak bize şunu net biçimde hatırlatıyor: Sorun kadın hikâyelerinin azlığı değil, kadınların anlatılırken hep aynı dar çerçeveye sıkıştırılması.

Kadınlar yalnızca âşık olmaz.

Yalnızca beklemez.

Yalnızca “dramatik” değildir.

Düşünür, üretir, itiraz eder, karar alır ve dünyayı dönüştürür.

Kurgu dünyası gerçek hayattan besleniyorsa, artık bunu görmezden gelme lüksüne sahip değil. Belki de sormamız gereken soru şudur:
Kadınlar neden bu kadar duygusal anlatılıyor değil; neden hâlâ bu kadar tek boyutlu anlatılmakta ısrar ediliyor?

Eşitliğin hüküm sürdüğü ve üzerimize yapışan etiketlerden arındığımız bir dünya dileğiyle …

 

 

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.