
Dünyanın en önemli işlerinden birini yapıyorum, ama maaşım on gün daha yetecek mi diye düşünüyorum.
Ay sonu gelecek; ısınma, iletişim ve elektrik giderlerini düşünüyorum.
Yurt dışına zaten çıkamıyorum da yurt içi bir yere gitsek maaşımın üç katı para harcamak zorunda kalıyorum.
Bir tiyatro, bir müzikal için üç ay önceden taksit ödemeye başlıyorum.
Çöp gibi arabaları yıllar süren kredilerle alıp dünyanın en pahalı benziniyle dolaşıyorum.
Bir gün akşam yemeğine çıksam on günlük maaşımı, çıkmayı boşver evde yiyip içelim desek haftalık kazancımı harcıyorum.
Dünya'nın en özensiz, en kötü yasalarından biriyle çalışmak zorunda kalıyor, aynı öğretmenler odasında beş farklı statüyle anlıyorum.
Attığım her adım eğitimle alakası olmayan kişilerce sorgulanıyor. İşim sürekli bana öğretilmeye çalışılıyor.
Üstelik ne zaman ne için şiddet görebileceğimi, kim tarafından ne zaman öldürüleceğini bilmiyorum.
Ben hayatlar yetiştirmeye çalışırken yoktan bir sebeple hayattan koparılıyorum.
Ben akşam evime girecek yemeği, yarın işe gelip gelemeyeceğimi, hayatta kalıp kalamayacağımı, mesleğimi iyi yaptığım için başıma bir iş gelip gelmeyeceğini düşünürsem fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştiremem.
Ben hür değilim ki.
Karın tokluğuna çalışan sindirilmiş, korkutulmuş kitlenin bir üyesiyim.
Mutsuz, kaygılı ve karamsarım.
Benim yetiştirdiğin çocuklar da böyle olacaktır.
Ama yine de hayatta olmak umut etmek demektir.
Geleceğinden, çocuklarından, ülkesinden umudunu kesmeyen bütün öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü kutlu olsun.



