
Türkiye en çok çocuklarını ağlatıyor.
Mesleki yönlendirme, zanaat öğretimi, ara eleman adına ne derseniz deyin bu şekilde bir yönlendirme kaçınılmaz bir gerçek.
Ne yazık ki ülkemizde, Türkiye'de insan kaynakları her şekilde ucuz, güvenliksiz iş gücü olarak görülüyor. Bakanın açıklamasına göre de akşam 22.00’ye kadar ve cumartesi günleri de çalışabiliyorlar.
Ve çalıştıkları iş yerlerinde önlenebilir sebeplerden dolayı yaşama veda ediyorlar.
Hiçbir yetkili çıkıp, "Çocuklarımızın güvencesi biziz. Hesabını soracağız" demiyor.
Çocuklarımızın evlerinden daha çok bulundukları okullarında; hayatı, paylaşmayı, saygı ve sevgiyi dayanışmayı öğrenmesi gereken yerlerde akran zorbalığına maruz kalıyor. Kalabalık gruplarca dövülüyor. Arkadaşları bunu engellemek yerine "Daha hızlı vur!" diyor. Kameraya çekiyor.
Kendi yaşıtlarından biri yerde öldürülmek üzereyken kahkahalarla gülebiliyorlar.
Hiçbir yetkili çıkıp da "Bu vandallığa taviz veremeyiz" demiyor.
Çocuklarımız sokaklarda oradan tesadüfen geçen birinin hoşuna gitmeyecek bir davranış sergilediği için; dövülüyor, yaralanıyor, sadece oradan geçtiği için tecavüz ediliyor, öldürülüyor.
Çocuklarımız parklarda uyuşturucu bağımlılarının hedefi oluyor. Gasp ediliyor, yaralanıyor, öldürülüyor.
Üniversite kampüsünden bir gün çıkıp gidiyor. Günler sonra cesedi bulunuyor. Onca şüpheye, delile rağmen "İntihar etti" deniliyor.
Çocuğunuzla tatile gidiyorsunuz, ama yangın esnasında arabasını kurtarmaya çalışan bir patron tarafından ölüme terk ediliyorsunuz.
Çocuklarımız ülkenin merkezinde, millet iradesinin tecelli ettiği yerde, gazi ve yüce Meclisin içinde zorbalığa maruz bırakılıyor, taciz ediliyor. Üstelik bu durum sistemli bir şekilde birden çok kez tekrar ediyor.
Çocuklarımızı okula emanet edemeyeceksek,
Çocuklarımızı Meclise emanet edemeyeceksek,
Çocuklarımızı devlete emanet edemeyeceksek,
Biz nasıl yaşatacağız bu çocukları?
Bir annenin, bir babanın gücü bütün bu vandallığı aşabilir mi?
Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığı çocuklardır. Bu ülke herkesten ve her şeyden önce çocuklarını korumak ve yaşamakla mükelleftir.
Her Türk çocuğu sokakta, parkta, okulda, nerede olursa olsun güvenle, mutlulukla, huzurla yürüdüğü müddetçe bu ülke gelişmiş, büyük ve özgür bir ülkedir.
Eğer bu yoksa, devasa bir çocuk mezarlığından başka bir şey değildir.



