BIST 100
14.615,67 1,46%
DOLAR
48,4773 0,02%
EURO
56,5258 0,27%
GRAM ALTIN
6.863,89 1,13%
BITCOIN
79.374,00 1,14%
FAİZ
39,56 -0,28%
GÜMÜŞ GRAM
103,19 0,67%
GBP/TRY
65,7837 0,17%
EUR/USD
1,1651 0,23%
BRENT PETROL
99,03 1,37%
ÇEYREK ALTIN
11.224,54 1,15%
Tekirdağ Açık
Tekirdağ hava durumu
27 °
  • ANASAYFA
  • YAŞAM
  • Trakya’nın kaderi: Ayçiçeği sarısından radyasyon ışıltısına

Trakya’nın kaderi: Ayçiçeği sarısından radyasyon ışıltısına

Trakya’nın ayçiçekleri güneşe mi yoksa fabrika bacasına mı bakacak? Ergene’den İğneada’ya, atık tesislerinden nükleer planlara Trakya’nın ‘parlayan’ kaderi.

Reklam
gunal-yilmaz

​Efendiler, bilirsiniz; Trakya’nın toprağına bir çekirdek düşse, üç gün sonra size sofralık ayçiçeği olarak geri döner. Ama son yıllarda bu bereketli topraklara ektiğimiz şeyler biraz değişti. Artık tarlaya umut değil; beton, baca ve "parlak" atom çekirdekleri ekiyoruz. Öyle bir noktaya geldik ki, bölgenin haritasına baktığınızda doğa harikası bir coğrafya değil, adeta bir "sanayi ve atık simülasyonu" görüyorsunuz.

​Hadi gelin, Lüleburgaz’ın bağrından başlayıp Karadeniz’in hırçın dalgalarına, oradan da susuzluktan çatlayan Ergene’ye uzanan bu absürt yolculuğa çıkalım.

​Lüleburgaz’ın Yeni Bedir köyü civarında bugünlerde garip bir heyecan var. Köylüye sorsan "Aman" diyor, yatırımcıya sorsan "Gelecek". Neymiş? Tehlikeli ve tehlikesiz atık yakma tesisi kurulacakmış. Hem de nereye? Kepirtepe’nin, o tarihi eğitim çınarının yanı başına. Eskiden okul yanlarına kütüphane yapılırdı ki çocuklar aydınlansın; şimdi atık tesisi yapıyoruz ki çocuklar kimyasal dumanın geniz yakan kokusuyla "hayatın gerçeklerini" erkenden kavrasın. Hani haksız da değiller; Trakya halkı zaten Ergene’nin kokusuna bağışıklık kazandı, üzerine bir de dioksin furan sosu eklemezsek bir şeyler eksik kalırdı!

​Fakat vizyonumuz Yeni Bedir ile sınırlı kalır mı? Asla. Madem havayı atıklarla şenlendiriyoruz, o zaman denizi ve ormanı da ihmal etmemek lazım. Rotayı İğneada’ya kırıyoruz. Dünyanın sayılı longoz ormanlarından birinin ortasına Nükleer Santral kurma fikri, bir pırlantayı taşla ezmeye benziyor. Uzmanlar "Rüzgar var, güneş var, yapmayın etmeyin" diye dursun, biz atomun o gizemli cazibesine kapılmışız bir kere. Yarın öbür gün Longoz’da gezerken gece karanlığında yolunu kaybeden turistlere müjdemiz olsun: Korkmayın, balıklarımız ve ağaçlarımız artık kendi ışığını kendi üretecek! Radyasyonun o hafif tatlı kaşıntısı, Trakya’nın meşhur rüzgarıyla birleşince ortaya tam bir "post-apokaliptik" turizm cenneti çıkacak.

​Tabii tüm bu projelerin alt metninde, o kadim dostumuz Ergene yatıyor. Ergene artık bir nehir değil, periyodik tablonun ete kemiğe —pardon, suya ve çamura— bürünmüş hali. Nehir o kadar doldu, o kadar kirlendi ki artık "susuzluk" çekiyor. Yanlış duymadınız; içindeki sıvı akıyor ama o akan şey su değil. Yer altı suları bin metrelere kaçmış, küsmüş bu topraklara. Çiftçi tarlasını sulamak için sondaj vurduğunda su yerine ağır metal bulursa şaşırmıyor, "Bunu da sanayiye geri satarız" diye mizah yapıyor. Ergene’nin kirliliği bir kader gibi sunulurken, aslında bölgedeki tüm bu projelerin (atık tesislerinin, santrallerin) ortak bir dili var: "Trakya doyurmasın, sadece üretsin ve tüketsin."

​Yeni Bedir’deki atık tesisi bacasıyla, İğneada’daki reaktörüyle ve Ergene’nin o kapkara akan gözyaşıyla Trakya, artık bir tarım merkezi değil, bir "tahliye koridoru" haline getirilmek isteniyor. Kendi suyuna hasret, kendi havasına yabancı, kendi toprağında mülteci bir halk yaratma projesi bu.

​Sonuç mu? Eğer bu hızla devam edersek, Trakya’nın meşhur beyaz peyniri yakında karanlıkta parlayacak, ayçiçekleri ise güneşe değil, en yakın fabrikanın bacasına dönecek yüzünü. Çünkü biz doğayı sevmeyi unuttuk, sadece onu "yakmayı" ve "yıkmayı" öğrendik.

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.