
Sosyal medyada önüme çıkan, Amerika’da meydana gelen vahim bir olay dikkatimi çekti. Doğum sonrası depresyon halindeyken üç çocuğunu öldüren kadının yargılaması gündemdeydi. Daha sonra kadınlarda yaşanan bu durumun her coğrafyada aynı olup olmadığı, bu tür etkilerin yaygın olup olmadığını merak ettim.
Maalesef yaşadığımız döneme kadar gelen süreçte kadınlar hakkında tıbbi araştırmaların çok kısıtlı olduğu bilenen bir mefhum. Lohusa sonrası kadınların yaşadığı depresyon ve psikoz hali de bu durumlardan biri. Ne yazık ki bu psikoz durumunda meydana gelen suçluluk durumunda, ruhsal durumun cezalandırmada kusura etkisi de pek araştırma konusu olmuş değil.
Lohusa döneminde kadınların girmiş olduğu ruh hali içinden çıkmaz bir durum meydana getirdiğinde, maalesef ki psikoz halinde kadınlar çevresine zarar verebilme riski taşıyorlar. Bu elbette genel geçer bir durum olmayıp kişilerin yaşamları, ekonomik durumları, içindeki büyüdükleri aile hayatı, çevreden görülen yardım ve eşleriyle olan romantik ilişkileriyle bağlantılı olarak ortaya çıkan bir durum. Nitekim bu coğrafyadan coğrafyaya çok fark etmiyor. Ülkemizde de maalesef doğum sonrası depresyon ruh halindeyken çocuğuna zarar veren ve öldüren kadınlar mevcut.
Psikoz halinde kadının çocuğu düşman olarak gördüğü bile bahsediliyor.
Peki kusura etkisi hakkında hangi değerlendirmeler yapılabilir?
Lohusa psikozu Türk Ceza Kanunumuzda kusuru kaldıran veya azaltan nedenler arasında sayılan akıl hastalığı olarak değerlendirilmesi pek isabetli olmayacaktır. Ancak geçici nedenler arasında sayılarak kusuru azaltması isabetli olacaktır.
Kadınların doğum sonrası yaşadığı hem fiziksel hem mental zorluklar yeteri kadar ciddiye alınmıyor ve hukuki açıdan irdelenmiyor. Ancak mesele, doğum sonrası psikoz yaşayan bir kadının fiilinden sorumlu tutulup tutulmayacağına indirgenmemelidir. Her somut olayda failin fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneği, uzman hekimlerce titizlikle incelenmeli; ceza hukukunun kusur ilkesi doğrultusunda değerlendirme yapılmalıdır.
Asıl sorulması gereken ise şudur: Bir kadın ağır bir ruhsal çöküşün içinde hem kendisi hem de çevresi için tehlike oluşturacak noktaya gelene kadar neden fark edilmemiştir? Lohusa psikozunu yalnızca suç gerçekleştikten sonra hatırlamak, hukukun da toplumun da geç kalması demektir. Adalet, trajedi yaşandıktan sonra verilecek cezayı belirlemekten ibaret değildir; kimi zaman o trajediyi doğmadan önleyecek sağlık ve sosyal destek mekanizmalarını kurmayı da gerektirir.



