
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte milyonlarca ekran aynı anda aydınlandı. Kimi sessizce derin bir nefes aldı. Kimi gözyaşlarını tutamadı. Kimi ise ekrana uzun uzun bakıp hiçbir şey hissetmedi. Çünkü bazen insanın en büyük hayal kırıklığı, ağlayamayacak kadar yorulmasıdır.
YKS sonuçları açıklandı.
Şimdi sosyal medya başarı hikâyeleriyle dolu. İlk yüz, ilk bin, ilk on bin… Her biri büyük bir emeğin ürünü ve elbette alkışı hak ediyor. Fakat aynı ekranın diğer tarafında, aylarca hatta yıllarca çalışan; buna rağmen istediği sıralamayı göremeyen binlerce genç de var. Onların sessizliği çoğu zaman görünmüyor. Oysa eğitimin gerçek başarısı, yalnızca kazananları alkışlamak değil; yeniden ayağa kalkmaya çalışanlara da umut olabilmektir.
Bugün birçok genç kendini tek bir rakamla tanımlıyor.
"Ben elli binlik öğrenciyim."
"Ben hedefimin yüz bin gerisindeyim."
"Ben başaramadım."
Oysa hiçbir insan, bir sıralama kadar küçük değildir.
Sınavlar bilgiyi ölçebilir; ancak cesareti, merakı, vicdanı, üretkenliği, karakteri ve yeniden başlayabilme gücünü ölçemez. Hayatın uzun yolunda çoğu zaman belirleyici olan da bunlardır.
Asıl sınav şimdi başlıyor.
Çünkü önünüzde tercih dönemi var.
Bu süreçte gençlerin kulağına aynı cümleler fısıldanıyor:
"İş garantisi var."
"Şehri güzel."
"Üniversitenin adı yeter."
"Puanın boşa gitmesin."
Ama çok daha önemli bir soru çoğu zaman hiç sorulmuyor:
"Sen nasıl bir hayat yaşamak istiyorsun?"
Tercih listeleri yalnızca üniversite isimlerinden oluşmaz. Her satır, gelecekte yaşayacağınız hayatın ilk cümlesidir.
Yanlış tercih sadece yanlış bir bölüm değildir. Bazen yıllarca isteksiz gidilen derslerdir. Bazen mezun olduktan sonra yeniden başlamak zorunda kalmaktır. Bazen de yıllar sonra kurulan şu cümledir:
"Keşke o gün başkalarını değil, kendimi dinleseydim."
Elbette hiçbir tercih geri dönülmez değildir. İnsan hayatı ikinci başlangıçlara da fırsat verir. Ancak doğru karar verebilmek için önce kendimizi tanımamız gerekir.
İşte bu yüzden tercih danışmanlığı bugün her zamankinden daha değerlidir.
Çünkü artık mesele yalnızca puan hesaplamak değildir. Öğrencinin ilgi alanlarını, güçlü yönlerini, kişilik özelliklerini, yaşam beklentilerini ve değişen dünyanın ihtiyaçlarını birlikte değerlendirebilmektir.
Dünyanın çalışma hayatı hızla değişiyor. Yapay zekâ birçok mesleği dönüştürüyor; bazılarını ortadan kaldırırken, henüz adını bile bilmediğimiz yeni meslekler ortaya çıkarıyor. Bu nedenle gençlerin yalnızca bugünü değil, geleceği de okuyabilmeleri gerekiyor.
Burada ailelere de küçük ama önemli bir çağrım var.
Çocuklarınız sizden önce çözüm değil, anlaşılmak bekliyor.
Sonuç ekranına bakarken yalnızca sıralamalarını değil; o sıralamaya ulaşabilmek için verdikleri mücadeleyi de görün.
Gece yarılarına kadar süren çalışmaları…
Yorgun olmasına rağmen yeniden masaya oturdukları günleri…
Pes etmek isteyip devam ettikleri anları…
Bazen bir gencin en büyük başarısı, istediği puanı almak değil; tüm baskıya rağmen vazgeçmemiş olmaktır.
Ve mezuna kalmayı düşünen gençler…
Bu karar ne bir cesaret madalyasıdır ne de bir başarısızlık damgası.
Mezuna kalmak; eksiklerini gerçekçi biçimde değerlendirebilen, çalışma alışkanlıklarını değiştirmeye hazır olan ve bir yılın sorumluluğunu taşıyabilecek öğrenciler için doğru bir seçenek olabilir. Aksi hâlde aynı yolu aynı şekilde yürümek, yalnızca takvimi değiştirir; sonucu değil.
Bugün açıklanan sonuçlar bir son değil.
Belki de hayatınızın ilk büyük yol ayrımı…
Hangi yolu seçeceğiniz önemli.
Ama ondan daha önemli olan, seçtiğiniz yolda kendiniz olarak yürüyebilmeniz.
Çünkü bazen insan istediği yere ulaşır ve mutlu olamaz.
Bazen de hiç planlamadığı bir yolda, kendisini bulur.
Hayatın değeri, hangi üniversiteyi kazandığınızla değil; nasıl bir insan olduğunuzla ve sahip olduğunuz bilgiyi nasıl bir hayata dönüştürdüğünüzle ölçülür.
Unutmayın…
Bir sonuç belgesi geleceğinizi belirlemez.
Onu, bugünden sonra vereceğiniz kararlar belirler.



