
Kedileri ne kadar çok sevdiğimiz konusunda mutabık kalabiliriz okurla. Ancak yakın geçmişte düzenleme ve tartışma konusu olan sahipsiz köpekler hakkındaki görüşümüz nedir? Özellikle yasal zeminde kanaat nedir incelemek istedim.
Sokakta sahipsiz köpek popülasyonun toplum sağlığı ve güvenliği hakkında tehlike yarattığından söz edildi ve bu konuda düzenlemeler yapıldı. Sokak köpeklerinin trafik kazalarına neden olmasının, saldırı sonucu insanların yaralanmasının ve hatta ölmesinin bu düzenlemelere kaynak teşkil eden sebepler olduğu gösterildi.
Ötenazi kanuni düzenlemelerimizde, mevzu bahis son düzenlemeler öncesinde de maalesef mevcuttu. Ancak incelemede bulunurken dikkatimi çeken nokta şu oldu. Hayvanların Korunması Hakkında Uygulama Yönetmeliği madde 7/1-ç ile yerel yönetimlere verilen, sahipsiz köpeklere ilişkin yürütülen iş ve işlemlerde popülasyonun sorun yarattığına belediye meclisinde karar verilmesi halinde Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin 12. Maddesini uygulama yetkisi.
Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin 12. Maddesi ise “Taraflardan biri, başıboş hayvan sayısının sorun yarattığını düşünürse gereksiz ağrı, acı ve ızdırap çekmelerine sebep vermeyecek şekilde sayılarını azaltmak için uygun yasal ve/veya idari tedbirleri alacaktır.” Şeklindedir.
Bu şekilde belediye meclisince popülasyondaki artmanın sorun olduğuna dair karar verilmesi halinde ötenazinin da yolu açılmış oldu.
Peki düzenlemeleri hayvan hakları bağlamında değerlendirirsek kanunlarımızda yer alan hükümler hakkında neler söyleyebiliriz?
Hayvan hakları kavramı, hayvanların doğada varlıklarıyla içkin bir değere sahip olduğundan hareketle hak ve hukukunun öznesi olacağı düşüncesi üzerine kurulmuştur. Buna göre hayvanlar da saygı görme, barınma, yaşama, zarar görmeme gibi haklara sahip olmalıdırlar. Bu noktada hayvanların içkin değere sahip varlıklar olması sebebiyle eşit davranılma hakkında da sahip olmaları gerekmektedir.
Fakat bizim kanunumuzun ruhunda hayvan haklarından çok hayvan refahı anlayışı hakimdir. Hayvan refahı, faydacı bakış açısıyla ve insanın hayvandan daha üstün olduğu düşüncesiyle beraber, hayvanların amaçtan çok araç oldukları anlayışını benimsemektedir. Bu sebeple sonuç odaklı faydacı yaklaşımla fayda-zarar denkleminde ötenazi veya hayvan deneylerinin yolu açılabilmektedir.
Oysa ki hayvanlar da acı ve haz duyabilen varlıklardır. Onların konuşamıyor olması hak ve hukukun öznesi olamayacağını göstermemelidir. Sonuçta hukukta tüzel kişiler de hukukun öznesi konumundadırlar.
Hayvanlarla ilgili hayvan refahı anlayışından çok hayvan hakları temelli düşüncenin kanunlara sirayet etmesi gerekmektedir. Çünkü hayvan refahı insanın hayvandan üstün olduğu, bir mal ve araç olduğu hususlarına dayanmaktadır. Bu ise hayvanın hukukun öznesi olmasını engelleyen ve hayvan hakları konusunda daha yenilikçi ve eşitlik ile adalete dayanan düzenlemelerin yapılmasına engel olmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki; adalet sesini duyuramayanın yaşamını da koruyabildiği ölçüde anlam kazanır.



