
Bir kentin büyüklüğü sadece nüfusuyla ölçülmez.
O kentte yaşayan insanların sağlık hizmetine ne kadar hızlı, ne kadar eşit ve ne kadar insanca erişebildiğiyle ölçülür.
Ben bunu en ağır şekilde, kendi ailem üzerinden yaşadım.
86 yaşındaki annem, ERCP işlemi gerektiren ciddi bir sağlık sorunu nedeniyle zorlu bir süreçten geçti. Çorlu’da duodenoskop cihazı eksikliği nedeniyle bu işlemin yapılamadığı bir tabloyla karşı karşıya kaldık.
Tıbbi olarak adı teknik olabilir ama yaşanan süreç son derece gerçekti: Ağrı, kaygı, belirsizlik ve zamanla yarış.
İlk olarak teşhis konuldu.
Gerekli tetkikler yapıldı.
Ve ERCP işlemi gerektiği ifade edildi.
Ancak ardından o cümle geldi:
“Bu işlem için gerekli cihaz burada yok, işlemin Tekirdağ Şehir Hastanesi’nde yapılması gerekiyor.”
Bunun üzerine Tekirdağ Şehir Hastanesi ile süreç başlatıldı.
Ancak yaklaşık 20 gün boyunca olumlu bir geri dönüş alınamadı.
Sonradan öğrendik ki, bu işlemi yapabilecek yalnızca tek bir doktor ve sınırlı sayıda cihaz imkânı varmış. Ayrıca bu işlemler haftanın sadece iki günü yapılabiliyormuş. Bu yoğunluk ve sınırlı kapasite nedeniyle süreç ilerlemedi.
Bekledik.
Günler geçti.
Ama annemin durumu beklemiyordu.
Randevu arayışı, belirsizlik ve zaman baskısı içinde süreç daha da zorlaştı. Tekirdağ Şehir Hastanesi’nden de net bir tarih ve işlem planı çıkmayınca, başka illerdeki hastanelere ulaşmaya çalıştık. Her kapı yeni bir bekleyiş, her arama yeni bir belirsizlik oldu.
Sonunda, İstanbul’da bir özel hastanede bu işlemi yaptırmak zorunda kaldık.
İşte o an, sağlık sisteminin kâğıt üzerindeki planlaması ile hayatın gerçek akışı arasındaki farkı en ağır şekilde yaşamış olduk.
Bu süreçte en ağır yükü taşıyan kişi 86 yaşındaki annemdi. Kırılgan bir bedende, günler süren belirsizlik ve bekleyişle mücadele etti.
Bir cihaz eksikti ve ölümle yaşam arasında günler geçti!
Ancak özellikle altını çizmem gereken çok da önemli bir gerçek var:
Bu süreçte genel cerrahımızın üstün mesleki tecrübesi, dikkati ve doğru müdahalesi sayesinde annemin ameliyatı başarılı bir şekilde gerçekleştirildi. Bu başarılı operasyon, yalnızca bir tıbbi işlem değil, aynı zamanda onun hayata yeniden tutunmasını sağlayan kritik bir müdahale oldu.
Bunu özellikle vurgulamak istiyorum:
Sağlık çalışanlarımız sorunun kaynağı değildir!
Çorlu’da görev yapan doktorlarımız, hemşirelerimiz ve tüm sağlık emekçilerimiz büyük bir özveriyle çalışmaktadır. Ancak en yetkin hekim bile, gerekli cihaz ve sistem kapasitesi olmadığında hastayı ideal koşullarda tedavi edemez.
Çorlu bugün yalnızca kendi nüfusuna değil;
Ergene’den, Muratlı’dan, Marmara Ereğlisi’nden ve çevre ilçelerden gelen binlerce insana hizmet veren bir sağlık merkezidir.
Buna rağmen bazı ileri tanı ve tedavi işlemleri için hâlâ başka merkezlere yönlendirme yapılması, üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir durumdur.
Daha da düşündürücü olan, bunun zamanla olağan bir durum gibi kabul edilmeye başlanmasıdır:
“Sevk ettiler.”
“Tekirdağ Şehir Hastanesi’nde sıra bekliyoruz.”
“Olmazsa başka şehir bakacağız.”
Oysa sağlık ertelenebilir bir hizmet değildir.
Ve vatandaşın yaşadığı yerde tedavi olabilmesi bir ayrıcalık değil, en temel haktır.
Ben bu süreci yalnızca bir vatandaş olarak değil, annesinin sağlığı için mücadele etmiş biri olarak yaşadım.
Ve şunu net olarak söyleyebilirim:
Sorun bireysel değil, sistemseldir.
Oysa olmamalı.
Bir vatandaşın sağlık hizmetine ulaşabilmek için şehir şehir dolaşması normal değildir.
Bir hastanın yaşadığı yerde tedavi olmayı istemesi lüks değildir.
Uzun süredir sosyal medya hesaplarım üzerinden Sağlık Bakanlığı'na ve ilgili kurumlara Çorlu'nun bu ihtiyacını dile getiriyorum. Çünkü konu yalnızca bir cihaz eksikliği değil; tedavisi geciken, başka şehirlere gitmek zorunda kalan ve sağlık hizmetine zamanında erişemeyen vatandaşların ortak sorunudur.
Bu süreçte özellikle belirtmek isterim ki, yaptığım başvurular ve talepler sonrasında Sağlık Bakanlığı'nın konuyu kayıtsız bırakmadığını görmek memnuniyet vericidir. Talebim üzerine Tekirdağ İl Sağlık Müdürlüğü tarafından oldukça titiz bir şekilde aranarak hem detaylı bilgi alınmış hem de yaşanan mağduriyetler dikkatle dinlenmiştir. Görüşme sırasında sadece bir kayıt oluşturulmamış, vatandaşın talebinin ve bölgenin ihtiyacının anlaşılması için samimi bir yaklaşım sergilenmiştir.
Bugün kamu kurumlarına yönelik eleştiriler kadar, çözüm arayışında gösterilen iyi niyeti ve vatandaşla kurulan iletişimi de görmek gerekir. Çünkü sorunların çözümünde ilk adım, vatandaşın sesinin duyulmasıdır.
Bu nedenle Sağlık Bakanlığı'na ve Tekirdağ Valilik yetkililerine, konuya gösterdikleri ilgi ve vatandaşın taleplerini dinleme konusundaki hassasiyetleri için teşekkür ediyorum.
Bu süreçte Sağlık Bakanlığı’nın, Tekirdağ Valiliğinin, ve Tekirdağ İl Sağlık Müdürlüğü’nün konuya duyarsız kalmaması, süreci incelemeye alması ve geri dönüş sağlaması önemlidir. Bu yaklaşım çok değerlidir.
Ancak vatandaşın beklentisi nettir: Dinlenmek değil, çözüm görmek.
Çünkü Çorlu’nun ihtiyacı artık tartışma değil, somut adımdır.
Her geçen gün yeni hastalar aynı sorunla karşılaşıyor.
Her geçen gün yeni aileler aynı belirsizlikle mücadele ediyor.
Ve her defasında aynı soru yeniden soruluyor:
Bu kadar büyük bir sağlık yükünü taşıyan bir şehirde, neden insanlar hâlâ temel bir cihaz eksikliği nedeniyle şifa aramak için başka yerlere gitmek zorunda kalıyor?
Ben artık soruyu, bu süreci yalnızca bir vatandaş olarak değil, annesinin sağlığı için mücadele etmiş, bizzat yaşayan biri olarak soruyorum.
Hiç kimsenin şifa için şehir şehir dolaşmak zorunda kalmadığı, tedavinin gecikmediği, umudun bekletilmediği bir sağlık düzeninde yaşamak dileğiyle…
Sağlıkla ,sağlıcakla, saygıyla kalın.



