
İzmir kurtulduktan birkaç ay sonra halkla bir toplantı yapmak üzere İzmir'e geri dönüyor Mustafa Kemal Paşa. Orada sorulan sorulara karşı çok samimi cevaplar veriyor:
* Memleketi tek bir adamın iradesine bırakmayacağız diyor.
* Kanun yapıcı olarak bir kişiye yetki vermeyeceğiz diyor.
* Din eğitimini medresleere bırakmayacağız, kadınlara haklarını vereceğiz diyor.
Sonra diyor ki:
"Bu meleket tarım memleketidir fakat sadece tarımla kalkınamaz.
Hepi topu sekiz milyon insan bu toprakları işleyemez. Hem tarımda hem sanayide hamleler yapacağız. Nüfusumuzun 80 milyona çıkması gerekmektedir."
2026 yılında ülke nüfusu 90 milyona yaklaştı fakat Paşa'nın hayal ettiği gibi işleyemiyoruz bu toprakları.
Nüfusun yarısı yarısı asgari ücretle çalışıyor. Tükenmiş, yorulmuş, bitmiş, umutları hayalleri kaybolmuş.
Diğer yarısının ülke pek umrunda değil. Günlük yaşamını geçirmeye, kendi rahatını sağlamaya çalışıyor. Bu yüzden dirençsiz, mukavemetsiz, ne denirse onaylıyor, hatta çılgınca desteklşyormuş gibi görünüyor.
Bir kısım var Cumhuriyet içinde saltanatı yaşıyor, vergi kaçakçılığını gözümüzün içine sokuyor.
İnsanlara ahlakı en yüksek perdeden pazarlarken, içtikleri iki kadehe laf ederken, lüks villalarda uyuşturucu çekip ahlaksızlığın dibine vuruyor.
Kanun yapma yetkisi de kanunu onaylama yetkisi de bir kişiye verildi.
Saraylar da medreseler de geri geldi.
Onun genç Türkiye için bu hayallerini paylaştığı İzmir'in göbeğinde On binlerce Menzilci Cumhuriyete gözdağı vererek toplanıyor. Laiklik karşıtı sloganlar atıyor ama ne polis ne jandarma tek laf edemiyor.
Ormanlar bir gecede tarla; tarlalar bir gecede, yol, fabrika, maden sahası olabiliyor.
Fakat yine de Paşam;
Senin hayal ettiğin ülkeyi kurmaya çalışan, vergisini ödeyen, kibarlıktan ayrılmayan, ülkesini, toprağını, ormanını, insanını, hayvanını gönülden seven;
Bilimden, fenden, sanattan yana olan;
Yaptığı işle ülkesinin geleceği için çalışan bir kaç milyon kişi varız ama hala. Bu ülke hâlâ senin yolunda ilerleyen o milyonların sırtında ayakta kalıyor.



