BIST 100
14.615,67 1,46%
DOLAR
48,4773 0,02%
EURO
56,5258 0,27%
GRAM ALTIN
6.863,89 1,13%
BITCOIN
79.374,00 1,14%
FAİZ
39,56 -0,28%
GÜMÜŞ GRAM
103,19 0,67%
GBP/TRY
65,7837 0,17%
EUR/USD
1,1651 0,23%
BRENT PETROL
99,03 1,37%
ÇEYREK ALTIN
11.224,54 1,15%
Tekirdağ Açık
Tekirdağ hava durumu
27 °

İçimizdeki çocuk nerede?

YASEMİN YURTSEVEN YAZDI…

Geçenlerde bir çocuğun kaldırım taşlarının arasından çıkmış küçücük bir papatyaya dakikalarca baktığını gördüm. Eğildi, dokundu, kokladı. Sonra hiçbir şey olmamış gibi gülümsedi ve yoluna devam etti.

Reklam
icimizdeki-cocuk

Geçenlerde bir çocuğun kaldırım taşlarının arasından çıkmış küçücük bir papatyaya dakikalarca baktığını gördüm. Eğildi, dokundu, kokladı. Sonra hiçbir şey olmamış gibi gülümsedi ve yoluna devam etti.

Ben ise aynı kaldırımdan kim bilir kaç kez geçmiş, o papatyayı hiç fark etmemiştim. Sanırım büyümek biraz da böyle başlıyor. Önce çiçekleri görmez oluyoruz. Sonra gökyüzünü. Sonra birbirimizi...

En sonunda da kendimizi.

Çocukken zaman çoktu. Bir bulutun hangi hayvana benzediğini tartışacak kadar... Bir karıncayı dakikalarca izleyecek kadar... Yağmur başlayınca ıslanmayı göze alacak kadar...

Şimdi ise saatlerimiz var ama zamanımız yok. Takvimlerimiz dolu, telefonlarımız dolu, aklımız dolu. Ama içimiz... Biraz eksik.

Rehber öğretmen olarak her gün çocuklarla konuşuyorum. Çoğu zaman çocukların değil, yetişkinlerin daha yorgun olduğunu fark ediyorum.

Çocuklar ağlıyor, sonra gülüyor. Kırılıyor, sonra oyun oynamaya devam ediyor.

Biz ise yıllar önce duyduğumuz tek bir cümleyi bile omuzlarımızda taşımaya devam ediyoruz.

Belki de çocuklarla aramızdaki en büyük fark budur.

Onlar yaşar, biz ise biriktiririz.

Kırgınlıkları...

Pişmanlıkları...

Korkuları...

Yetişemediklerimizi...

Olmadıklarımızı...

Sonra bütün bu yüklerle çocuklarımıza mutlu olmayı öğretmeye çalışırız.

Oysa mutluluk öğretilmez. Görülür.

Merak da öyledir.

Bugün eğitim sisteminde en çok konuştuğumuz şey başarı.

Daha yüksek puan...

Daha iyi okul...

Daha güçlü kariyer...

Elbette bunlar önemli.

Ama bazen her soruyu doğru cevaplayabilen çocuklar yetiştirirken, doğru soruları sorabilen çocukları kaybettiğimizi düşünüyorum.

Çünkü çocukluk biraz da meraktır.

"Neden?"

"Nasıl?"

"Acaba?"

Bu üç kelime insanı sadece bilgiye değil, hayata da yaklaştırır.

Ne zaman ki her şeyi bildiğimizi sanıyoruz, işte o gün içimizdeki çocuk biraz daha sessizleşiyor. Belki de yetişkinler en çok çocuk kahkahasını bu yüzden özlüyor.

Çünkü o kahkahada hesap yoktur. Gösteriş yoktur. Rol yapmak yoktur. Sadece yaşamak vardır.

Uzun zamandır içimizdeki çocuğun konuşmasına izin vermiyoruz belki de. Yeni bir şey öğrenmek istediğinde "Vaktim yok." diyoruz. Resim yapmak istediğinde "Bundan bana ne fayda var?" diye soruyoruz. Yağmurda yürümek istediğinde hasta olmaktan korkuyoruz.

Hayatın bize öğrettikleri arttıkça, hayret etme yeteneğimiz azalıyor. Oysa insanı genç tutan yaş değil, meraktır. Belki de çocukluğumuza özlem duymuyoruz. Özlediğimiz şey; hiçbir şeyi kanıtlamak zorunda olmadığımız günler.

Sevincimizi saklamadığımız, üzüntümüzden utanmadığımız, başarımızı başkalarıyla kıyaslamadığımız zamanlar... Belki de içimizdeki çocuk hâlâ bir yerde bizi bekliyor.

Eski bir fotoğrafın köşesinde... Annemizin yaptığı bir yemeğin kokusunda... Unuttuğumuz bir şarkının nakaratında... Ya da kaldırım taşlarının arasından çıkan küçücük bir papatyada...

Belki de onu bulmak için yeniden çocuk olmamız gerekmiyor. Sadece biraz yavaşlamamız gerekiyor. Çünkü içimizdeki çocuk kaybolmadı. Biz, ona giden yolu unuttuk.

MERAK

çocukluğum

uzaktan

el sallıyor

ben

ona

özlem

diyorum

o bana

merak

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.