
Bugün ne Dünya Kadınlar Günü... Ne bir bayram... Ne de bu yazıyı yazmamı gerektirecek özel bir gün. Sürekli değişen gündemlerin, bitmek bilmeyen siyasi tartışmaların, ekonomik sıkıntıların ve günlük hayatın stresinin arasında biraz soluklanmak istedim. Ben soluklanırken siz de keyifle okuyun istedim. O yüzden bugün biraz farklıyız…
Bazen bir haber, bazen bir fotoğraf, bazen de birkaç satırlık bir alıntı insanı uzun uzun düşünmeye sevk eder. Benim için de bugün öyle oldu.
Okuduğum kısa bir alıntı beni tarihin tozlu sayfalarına götürdü. Sonra da o sayfalardan bugüne uzanan görünmez bir köprünün varlığını hatırlattı.
Ve kendi kendime şu soruyu sordum: Engizisyonda kaç cadı yakıldı?
Sorunun cevabı aslında çok basit: HİÇBİRİ!
Çünkü yakılanlar cadı değildi. Onlar kadındı.
Bilgisi olan kadınlar…
Şifa veren kadınlar…
Sorgulayan kadınlar…
Kendi kararlarını veren kadınlar…
Toplumun kendileri için çizdiği sınırları kabul etmeyen kadınlar…
Tarih boyunca kadınlardan korkanlar, korkularına bir isim buldular. CADI…!
Sonra da o ismin arkasına saklanarak binlerce kadını susturdular. Aradan yüzlerce yıl geçti.Ateşler söndü.Mahkemeler dağıldı. Ama kadınlardan korkan zihniyet ne yazık ki tamamen ortadan kalkmadı.
Çünkü bugün de aynı korkunun farklı yöntemlerle karşımıza çıktığını görüyoruz.
Artık meydanlarda odun yığınları kurulmuyor. Ama kadınlar hâlâ hedef gösteriliyor.
Artık cadı denilmiyor.
Ama "çok konuşuyor", "çok biliyor", "çok öne çıkıyor" deniliyor.
Artık mahkemeler kurulmuyor. Ama sosyal medya meydanlarında linç kürsüleri kuruluyor.
Özellikle de kamusal alanda söz söyleyen kadınlar için...
Bir kadın bir konuda görüş belirttiğinde, çoğu zaman söyledikleri değil kim olduğu tartışılıyor.
Bilgisi değil cinsiyeti... Emeği değil görünüşü... Uzmanlığı değil kadınlığı... Yıllardır bunu görüyoruz.
Bir erkek aynı cümleyi kurduğunda uzman kabul edilirken, kadın aynı şeyi söylediğinde sorgulanıyor.
Bir erkek kararlı olduğunda güçlü bulunurken, kadın kararlı olduğunda kibirli ya da agresif ilan ediliyor.
Bir erkek eleştirdiğinde fikir özgürlüğü deniliyor, kadın eleştirdiğinde hedef tahtasına konuluyor.
Ne acıdır ki hâlâ bazı insanlar bir kadının bilgisinden çok, o bilgiyi dile getirme cesaretinden rahatsız oluyor.
Kentler hakkında konuşan kadınlardan…
Bilim hakkında konuşan kadınlardan…
Siyaset hakkında konuşan kadınlardan…
Hak arayan kadınlardan…
Gerçekleri söyleyen kadınlardan…
Çünkü kadınların yalnızca konuşması değil, etkili konuşması da bazı çevreleri rahatsız ediyor.
Bugün bir kadın yazıyorsa… Araştırıyorsa… Üretiyorsa… Toplum yararına mücadele veriyorsa…
Mutlaka onu susturmaya çalışan birileri çıkıyor.
Kimi küçümseyerek…
Kimi hakaret ederek…
Kimi tehdit ederek…
Kimi de arkasından konuşarak…
Çünkü tarih boyunca değişmeyen bir gerçek var:
Kadının sesinden korkanlar, onun söylediklerine cevap üretemediklerinde doğrudan kendisini hedef alırlar.
Oysa bir fikre karşı verilecek cevap başka bir fikirdir. Bir bilgiye karşı verilecek cevap başka bir bilgidir.Ama bilgiyle mücadele edemeyenler çoğu zaman kişiyi hedef almayı tercih eder. Bu yüzden mesele yalnızca kadın meselesi değildir. Bu aynı zamanda demokrasi meselesidir. Bu aynı zamanda ifade özgürlüğü meselesidir. Bu aynı zamanda insanlık meselesidir.
Çünkü bir toplumda kadınlar özgürce konuşamıyorsa, aslında hiç kimse tam anlamıyla özgür değildir.
Bugün sahip olduğumuz hakların hiçbiri bize lütuf olarak verilmedi. Hepsi mücadeleyle kazanıldı.
Ve o mücadeleyi veren kadınların birçoğu yalnız bırakıldı, dışlandı, küçümsendi, hakarete uğradı.
Ama geri adım atmadılar. İyi ki de atmadılar.
Çünkü bugün bizler onların açtığı yollarda yürüyebiliyoruz.
Bu yüzden geçmişte yakılan kadınları anarken sadece onları hatırlamak yetmez.
Bugün susturulmaya çalışılan kadınları da görmek gerekir.
Kalemiyle mücadele edenleri…
Bilgisiyle mücadele edenleri…
Bilimi savunanları…
Adaleti savunanları…
Kentini, ülkesini ve geleceğini savunanları…
Ve belki de en önemlisi, tüm baskılara rağmen konuşmaya devam edenleri…
Çünkü tarih bize bir şeyi çok net öğretti:
Ateş bazen bir bedeni yakabilir. Ama hakikati asla yakamaz.
Yüzyıllar önce "cadı" diyerek susturmak istedikleri kadınların sesi bugün hâlâ duyuluyor.
Ve bugün de kadınların sesini kısmaya çalışanlara inat, o ses daha gür çıkmaya devam edecek.
Çünkü yanan cadılar değildi. Yanan, kadınların özgürlüğünden korkan karanlıktı.
Bizi susturmak isteyenlere kötü bir haberim var: Ateşiniz bitti, ama bizim sözümüz bitmedi.



