BIST 100
14.641,58 1,64%
DOLAR
48,4775 0,02%
EURO
56,5107 0,24%
GRAM ALTIN
6.859,36 1,07%
BITCOIN
79.493,00 1,29%
FAİZ
39,56 -0,28%
GÜMÜŞ GRAM
103,53 1,00%
GBP/TRY
65,7695 0,15%
EUR/USD
1,1648 0,21%
BRENT PETROL
98,77 1,11%
ÇEYREK ALTIN
11.215,05 1,07%
Tekirdağ Açık
Tekirdağ hava durumu
26 °

Kürk Mantolu Madonna’yı “popçu” sanan belediyecilik

​Kültür-sanatı iki kare fotoğraf karesine, aydınları ise seçim malzemesine indirgeyen; Google’ın ilk sayfasından öteye geçemeyen bir vizyonla şehir değil, ancak “görüntü kirliliği” inşa edilir.

Reklam
656494819_18389772607155731_3240488979623081085_n

​Kültür-sanatı iki kare fotoğraf karesine, aydınları ise seçim malzemesine indirgeyen; Google’ın ilk sayfasından öteye geçemeyen bir vizyonla şehir değil, ancak "görüntü kirliliği" inşa edilir.

​Bugüne kadar tanıdığım neredeyse çoğu belediye başkanının -o müstesna ve nesli tükenmekte olan istisnaları tenzih ederek söylüyorum- ne gerçek bir kültür programı ne de elle tutulur bir sanat projesi mevcut. Üstelik bu vizyonsuzluk sadece şahıslarıyla da sınırlı değil; çevrelerinde bu konulara kafa yoracak, estetik kaygısı olan bilinçli bir ekip bulabilmek, çölde vaha aramakla eş değer. Belediye koridorları, parti kadrolarının iliklerine kadar işlemiş o meşhur "fotoğraf ve görünürlük" meraklısı tiplerle dolu. Ne iş yaptıkları, ne ürettiği belli olmayan, tek maharetleri kadraja girmek olan bu kalabalık, başkanların etrafında adeta bir set oluşturmuş durumda.

​Hayatında bir kez olsun Orhan Kemal’in sayfalarına dokunmamış, Haldun Taner’i Kadıköy’de bir düğün salonu ismi sanan, Kürk Mantolu Madonna’yı ise popçu Madonna’nın kışlık imaj çalışması zanneden bu zevattan ne köye yol olur ne de kasabaya kent kültürü gelir. Hani zahmet edip çağırsaydınız, belki iki kelam eder, ufkunuza bir pencere açardık ama bu "kültür" adı altındaki toplantılarda fikir alışverişine rastlamak ne mümkün! Sanatçıları, yazarları ve aydınları, kendi seçim çalışmalarında birkaç karelik görsel malzeme, iki gazete haberinde de dolgu maddesi olarak kullanmaktan öteye gidemiyorlar. Ortada ne somut bir proje var ne de buna dair örgütlü, entelektüel bir hazırlık.

​Rutin hep aynı: Yemek ye, iki çene çal, boş boş konuş ve sonra "kültürle hemhal olduk" edasıyla dağıl. Sanatçıyı, yazarı gerçekten ciddiye alan bir iradeye rastlamak mucize; zaten bu topraklarda vaziyet ezelden beri böyle. Kaymakamı, valisi, belediye başkanı ve vekili, yan yana gelip "çat çat" fotoğraf çektirmeyi, halka bu kareleri servis etmeyi hizmet sanıyorlar. Amaç belli: Sanat üzerinden devşirilecek o sözde saygınlıkla şahsi reklamlarını parlatmak.

​Bugün herhangi bir milletvekili, belediye başkanı veya adaylarıyla karşılıklı oturup tiyatro estetiği üzerine konuşamazsınız; şiirin veya öykünün derinliğine dair iki kelam etmeye kalksanız muhtemelen saatinize bakarlar. Bir ordu dolusu danışmanları vardır ama onlar da bu konularda "Google" hazretlerinden ne buldularsa, karşılarına çıkan en özet, en "hızlandırılmış" bilgi neyse onunla idare ederler. Kültür dedikleri, arama motorunun ilk sayfasından öteye geçmez.

​Netice itibarıyla vaziyet bu. Eskiden insan işinin çözülmeyeceğini bilse de "Gideyim, derdimi anlatayım da bari içim soğusun" dediğinde Marko Paşa’ya yönlendirilirdi. Gerçi Paşa’nın Türkçesi biraz bozuk, kulakları da bir hayli sağırdı ama en azından bir muhatap vardı. Şimdi ise ne kadar anlatırsan anlat; duyacağı, bileceği, en önemlisi de dert edineceği bir vizyon kırıntısı yok karşında. Anlat anlat efendim, nasılsa her şey o flaşlar patlayana kadar!

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.