
Ege'nin kale kentinde uzun yıllardır sarsılmadan devam eden yerleşik yönetim anlayışı, ezber bozan bir gelişmeyle tamamen altüst oldu. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın partisiyle yollarını ayırdığını duyurması, sadece yerel düzeyde bir dönemin kapanması anlamına gelmiyor; aynı zamanda ana muhalefet blokunun kendi içindeki güç dengelerinin de sert bir biçimde sarsılacağının açık bir kanıtı niteliğini taşıyor. Bu karar, kentte uzun süredir hakim olan siyasi tekelin sonunu getirirken, ülke genelini etkileyecek yeni kutuplaşmaların ve ittifakların da fitilini ateşliyor.
Tugay’ın attığı bu beklenmedik adım, koltuğunu ve siyasi geleceğini güvence altına almak isteyen bir siyasetçinin klasik reflekslerinden biri olarak yorumlanabilir. Deneyimli yönetici, daha önce de partisinin kritik virajlarında sergilediği çıkarcı ve esnek tavrı bir kez daha sergiledi. Hatırlanacağı üzere, kurultay dönemindeki çekişmede Özgür Özel'e destek vererek konumunu sağlamlaştıran Tugay, bu kez dengelerin değiştiğini fark ederek rotasını İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun çekim merkezine doğru kaydırdı.
Ayrılık gerekçesinde yer alan ifadeler, partinin mevcut yönetim modelinin artık toplumun beklentilerine karşılık veremediğini savunurken, bu durumu kökten bir geçersizlik ve meşruiyet kaybı olarak nitelendiriyor. Aslında bu hamle, yeni bir siyasi limana sığınma ve alternatif bir yapılanmada yer kapma çabasının bir sonucu. Ekrem İmamoğlu öncülüğünde kurulacağı iddia edilen yeni oluşum veya yenilenme hareketi, İzmir’den gelen bu istifayla birlikte ilk kez geniş çaplı bir kitlesel destek bulmuş oldu. Bu hamleden İmamoğlu'nun önceden bilgisinin olup olmamasından bağımsız olarak, yaşananlar İstanbul merkezli muhalif hareketi besleyen ve onun elini güçlendiren bir itici güç olacaktır.
Bu kopuş, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in partisinin başında sürdürmeye çalıştığı direnç ve toparlanma sürecine indirilmiş çok ağır bir darbedir. Cemil Tugay, belki de genel siyasi arenada hedeflediği üst düzey makamlara ya da bakanlık benzeri bir role ulaşamadı fakat İzmir’deki gücünü bir dönem daha koruyabilmek adına geçmişine ait tüm bağları koparmayı göze aldı. Ne var ki, her şeyi arkada bırakarak geri dönüşü imkansız bir yola girme stratejisi, ciddi bir tezatlığı da içinde barındırıyor. Tarihte Tarık bin Ziyad, İspanya kıyılarına çıktığında askerlerinin kaçış ihtimalini yok etmek ve yalnızca galibiyete odaklanmalarını sağlamak için kendi gemilerini yaktırmıştı. Fakat onun arkasında tek bir amaca inanmış binlerce kişilik devasa bir ordu mevcuttu.
Cemil Tugay’ın mevcut durumuna bakıldığında ise tam anlamıyla bir yalnızlık tablosu öne çıkıyor. Ne ilçe belediyelerinin yönetimleri ne meclis üyeleri ne parti teşkilatları ne de kent halkı bu kararın arkasında durdu. Hatta kendi referansıyla göreve getirdiği bürokratları ve kadroları bile arkasında duramayacak kadar yönetsel bir güç kaybı yaşıyor. Toplumsal ve kurumsal desteği tamamen yitirmiş bir liderin, arkasında hiçbir kitle olmadan giriştiği bu eylem, dahiyane bir taktikten ziyade sonu belirsiz büyük bir kumar olarak kayıtlara geçiyor.
Antik çağda bu topraklarda yaşamış olan filozof Herakleitos, her şeyin sürekli bir değişim içinde olduğunu belirterek, bir insanın aynı nehirde iki kez yıkanamayacağını, çünkü nehrin sularının sürekli aktığını ve insanın da aynı kalamayacağını söylemişti. Siyaset dünyasında da geçmişte başarı getirmiş eski yöntemlerin, tamamen farklılaşmış yeni koşullarda aynı zaferi sunacağını düşünmek büyük bir yanılgıdır. Şartlar, taraflar ve toplumsal taban bütünüyle değişmiştir; bu yüzden geçmişteki hamlelerin kopyalanması lideri kurtarmaya yetmeyecektir.
Genel merkezin "sabırlı olun" çağrılarına uymayarak yolları erkenden ayıran Tugay’ın bu hamlesi, yönetimin en zayıf noktasını da deşifre etti. Özgür Özel, meydanlarda halkla bağ kurma konusunda başarılı bir figür olsa da, bu süreci uzun vadeli bir vizyonla taşıyabilecek sadık ve güçlü kadroları etrafında toplayamamanın sıkıntısını yaşıyor. Kendi desteğiyle o koltuğa oturttuğu en yakın isimlerden birine bile söz geçirememiş olması, liderlik otoritesinin parti içinde ciddi şekilde sorgulanmasına yol açacaktır. Batı Anadolu'da başlayan bu siyasi hareketlilik, yaz sıcaklarından çok daha önce ülke siyasetinin nabzını yükseltti. Önümüzdeki süreç, bu istifanın tetikleyeceği yeni kopuşlara, beklenmedik ittifaklara ve Türkiye'deki siyasi dengelerin kaçınılmaz olarak yeniden şekillenmesine zemin hazırlayacaktır.



