
Tekirdağ siyasetinin gündemine düşen bir eleştiri, aslında Türkiye genelinde yerel yönetimlerin kronikleşmiş bir yarasına tekrar dikkat çekti. Gelecek Partisi Tekirdağ İl Başkanı Recep Nişancı, belediye başkanlarının belediye bütçesini kullanarak kendi kişisel reklamlarını yapmalarını sert bir dille eleştirdi. Bu eleştiri, sadece bir siyasi polemik değil; demokrasi, etik ve kamu hukuku açısından üzerinde durulması gereken hayati bir uyarı niteliği taşıyor.
Tekirdağ’ın caddelerinde, meydanlarında ve sosyal medya mecralarında kafamı ne yana çevirsem devasa puntolarla yazılmış bir isim ve altında "hizmet" adı altında parlatılmış bir başkan portresi görüyorum. Halkın vergileriyle, esnafın alın teriyle ve şehrin geleceğinden kesilen paylarla oluşturulan belediye bütçeleri, maalesef bugün Tekirdağ’daki birçok belediye başkanı için birer "kişisel PR ajansı" bütçesine dönüşmüş durumda.
Şunu net bir şekilde koymak gerekir: Belediye bütçesi, başkanın şahsi serveti veya babasından kalan bir miras değildir. O bütçe, sabahın köründe işe giden işçinin, siftah bekleyen esnafın ve çocuğuna süt götürmeye çalışan annenin hakkıdır. Halkın parasıyla halka "bakın ben ne kadar iyi çalışıyorum" diye caka satmak, sadece siyasi nezakete değil, aynı zamanda kamu vicdanına da aykırı.
Belediyeler, kimsenin kişisel egosunu tatmin edeceği, boy boy fotoğraflarını sergileyeceği veya bir sonraki seçim için "ben buradayım" mesajı vereceği basamaklar olmamalı. Bir belediye başkanı, seçildiği gün itibarıyla o şehrin "şehremini" yani güvenilen kişisi olmalı ve emanete hıyanet etmemeli.
Tekirdağ’da gördüğümüz bu "reklam çılgınlığı", hizmetin önüne geçmiş durumda. Yapılan her yolun, her parkın ya da her sosyal yardımın üzerine başkanın adını kazıma telaşı, aslında yapılan işin halk için değil, kişisel hırs için yapıldığının en açık kanıtıdır.
Gerçek hizmet, tabelaya sığmaz; halkın yaşam kalitesindeki artışta hissedilir.
Peki, bu sistem nasıl değişir? Çözüm çok basit; katılımcı bütçe yönetimidir.
Belediye bütçeleri, kapalı kapılar ardında veya dar bir bürokrat kadrosuyla değil; halkın, mahalle meclislerinin ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla planlanmalı. Eğer Tekirdağ’daki belediye başkanları, bütçeyi nereye harcayacaklarını halka sorsalardı; eminiz ki vatandaşlar "Benim paramla senin dev posterlerini basalım" demezdi.
Halk şunları isterdi:
Daha modern ve erişilebilir ulaşım.
Gençler için kütüphaneler ve sosyal alanlar.
Altyapısı sağlam, yağmurda göle dönmeyen sokaklar.
Şeffaf, hesap verebilir bir yönetim.
Belediye başkanları artık şunu anlamalı: Sizler birer reklam yıldızı değil, birer kamu görevlisisiniz. Halkın parasını kendi reklamınız için harcamayı bırakın; o parayı ait olduğu yere, yani halkın hizmetine sunun.
Zaten en büyük reklam da sessizce ama hakkıyla yapılan hizmet değil midir?
Halkın gönlünde yer edinenin, billboardlarda yer aramasına gerek kalmaz.




