
Araya biraz zaman girince söze nasıl başlanır bilemez insan.
"Uzun bir aradan sonra tekrar Mavi Tekirdağ’dan merhaba!" demek en kolayı belki ama işin aslı pek de öyle sıradan bir aralık değildi bu.
Hani derler ya; "Araya mesafe girdi, unuttu bizi..." Yok vallahi, unutmak ne mümkün!
Biraz benim o meşhur inatlaşmalarım, biraz "özel hayat" dediğimiz o bitmek bilmeyen labirentler, biraz da gazete sayfaları, haber koşturmacaları, kitap mizanpajları derken takvim yaprakları adeta ışık hızında akıp gitti.
Ama sanmayın ki bu süreçte yan gelip yattık! "Çalıştık, çalıştık, yine çalıştık..."
Hani eskilerin "Arı gibi çalışmak" dediği türden bir mesai. Sayfa sekreterliğinin o tatlı ama bitmeyen stresi, matbaa kokusu, haber ajanslarından düşen son dakikalar, köşe yazıları, paneller, dernek etkinlikleri derken kendimi bir an "Acaba dünyayı ben mi kurtarıyorum?" diye sorarken buldum. Sonra baktım ki dünya hâlâ duruyor, ama benim çay soğumuş!
İşin esprisi bir yana; insan bazen durmak, nefes almak, hatta biraz da kendi kabuğuna çekilip inatlaşmak istiyor. Fakat ne yaparsanız yapın, o kaleme ve bu sayfalara sevdalandıysanız, dönüşünüz yine burası oluyor. Çünkü gazetecilik ve yazmak öyle bir virüs ki; ne iş yoğunluğu dinliyor ne de tatlı inatları...
Hani derler ya "Gecikmeli de olsa geldik!" diye...
Heybemizde yeni hikâyeler, yaşanmışlıklar, biraz yorgunluk ama en çok da özlemle tekrar buradayım. Sözü fazla uzatıp ilk günden sizi darlamayayım.
O zaman, kaldığımız yerden, aynı heyecanla ve belki biraz daha tecrübelenmiş olarak devam; yeniden merhaba Mavi Tekirdağ!
Sağlıkla ve hoşça kalın…



