
Bugün ekranları, bitmek bilmeyen bildirimleri ve koşturmacayı bir kenara bırakalım diyorum.
Gelin, zihnimizin derinliklerinde saklı kalan o huzurlu limana, çocukluğumuzun ve gençliğimizin geçtiği o eski sokaklara doğru kısa bir yolculuğa çıkalım.
Hatırlar mısınız?
Henüz "çevrimiçi" olmanın hayatımızı bu denli kuşatmadığı zamanları...
Akşamüstü balkonlara taşan demli çay kokularını, mahalle bakkalından alınan o en basit ama en lezzetli gofretin tadını, komşunun kapısını çalmak için hiçbir bahaneye ihtiyaç duymadığımız o samimiyeti.
Annelerimizin, “ezan okununca gel” diyerek sokağa çıkmamıza izin verdiği. Ve ezan sesiyle koşarak eve gelişlerimizi. Ben hiç unutmuyorum…
Geçmişe bakmak sadece bir özlem değil, aslında kim olduğumuzu hatırlama biçimidir. O günlerde her şey daha mı yavaştı yoksa biz mi anı yaşamayı daha iyi biliyorduk?
Bir mektubun cevabını beklerken duyulan o sabırlı heyecan, şimdi saniyeler içinde gelen mesajlarda maalesef yok. Emekle kurulan bağlar, zamanla demlenen dostluklar ve her biri ayrı bir hikaye barındıran o eski eşyalar...
Hepsi aslında bize "dur ve hisset" diyordu.
Elbette zaman akıyor ve dünya değişiyor.
Ancak geçmişle bağımızı koparmamak, bugünün karmaşasında ayaklarımızı yere daha sağlam basmamızı sağlar. Arada bir o eski fotoğraflara bakmak, belki uzun zamandır aramadığımız bir dostun sesini duymak ya da sadece bir bardak çay eşliğinde sessizce geçmişi yad etmek; ruhumuzu dinlendiren en iyi ilaçtır.
Şimdi arkanıza yaslanın ve düşünün; sizin geçmişe yolculuğunuzda en çok hangi koku, hangi ses veya hangi anı sizi gülümsetiyor?
Belki de o gülümseme, bugünü daha güzel kılmak için ihtiyacınız olan tek şeydir.
Ben geçmişten bir fotoğraf bırakmak istiyorum yazıya.
Geçmişin güzelliği, bugünün umudu olsun.





