
Yaşar Kemal bende bambaşka bir yer tutar.
Nasıl ki bizim neslimizin çocukluğunda Barış Manço en keyifli en sıcak ezgileriyle, Kemal Sunal müthiş komedisiyle mutluluk merkezimizde yer etmişse
Yaşar Kemal de benim zihinsel, edebi altyapımın en merkezi noktasında durur.
Okuduğum kitaplardan, yazdığım yazılara kadar karşıma çıkan her cümleye sirayet eden bir etkisi vardır. Kemerli köprülerde, kubbelerde bir kilit taşı neyse benim edebiyata bakışımda da Yaşar Kemal odur.
Çoğu insan sevmez belki ama onu bir yaprağın düşüşünü kırk sayfada anlatma gücüne her zaman hayran olmuşumdur.
Şüphesiz ki sadece Türkiye için değil dünya edebiyatı için asırlar boyunca en büyükler arasında yer alacak eşsiz bir yazardır.
Peki onun büyüklüğü nereden kaynaklanır?
Bunun cevabını köşe yazılarını derlediği 1974 basımı Baldaki Tuz kitabının girişinde şöyle diyor:
"İki şeyin sonsuz gücüne inanırım, sonsuz yaratıcılığına, sonsuz değişimine: Halk ve doğa. Sanatımı halkıma birlikte, onun büyük yaratıcılığı ile birlik olarak onun için yaparım. Politika da sanatımdan ayrılmaz. Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım"
Büyüklük böyle oluyor. Bu yüzden bir yaprağın düşüşünü kırk sayfaya yazabiliyor. Çünkü o düşüşü her anıyla yaşıyor. O yaprak ağaçtan değil aslında onun yüreğinden düşüyor.
Bu yüzden, Anavarza'yı, Akçasaz'ı, Kadirli'yi ve bütün Çukurova havzasını avucumuzun içi gibi biliyoruz.
Sıcağı, yokluğu, çaresizliği hissediyoruz ve sıcak bir rüzgarda bir çakırdiken zihnimizi kanarak geçip gidiyor.
Ölüm yıl dönümünde saygıyla anıyorum.
Huzur içinde yatsın...



