
Modern çağ insanı tarihin belki de en hızlı döneminde yaşıyor.
Bir tuşla dünyanın öbür ucuna ulaşabiliyor, saniyeler içinde yüzlerce görüntü izliyor, binlerce bilgiye erişiyor. Fakat garip bir şekilde, bu kadar çok şeye ulaşabilen insan; ruhuna dokunan şeylerden giderek uzaklaşıyor.
Eskiden bir kitabın içinde kaybolan insanlar vardı.
Bir şiiri tekrar tekrar okuyan, bir şarkının sözlerini ezberleyen, bir filmin etkisinden günlerce çıkamayan… Tiyatrodan çıktığında uzun süre sessiz kalan insanlar vardı. Çünkü sanat yalnızca izlenen ya da okunan bir şey değil, insanın içine işleyen bir deneyimdi.
Şimdi ise her şey çok hızlı tüketiliyor.
Bir kitabın ilk birkaç sayfasından sonra dikkat dağılıyor.
Bir filmin ortasında telefona bakılıyor.
Şarkılar tam dinlenmiyor, yalnızca en popüler kısmı birkaç saniyelik videolarda dolaşıyor. Hikâyelerin içinde yaşamak yerine görüntüler arasında geçiş yapılıyor.
Oysa sanat hızla anlaşılacak bir şey değildir.
Bir roman sabır ister.
Bir şiir sessizlik ister.
Tiyatro dikkat ister.
Sinema ise insanın kendini hikâyenin içine bırakmasını…
Modern çağın en büyük kaybı belki de tam burada başlıyor: durabilme yeteneğini kaybetmesinde.
Çünkü bugünün dünyası sürekli hareket hâlinde.
İnsanlar dinlenirken bile bir şey kaçırıyormuş hissi taşıyor. Sessizlik rahatsız ediyor artık çoğu kişiyi. Bir kafede otururken bile telefona uzanılıyor. Asansörde birkaç saniyelik boşluk bile ekranla dolduruluyor.
Belki de bu yüzden sanat giderek hayatın dışına itiliyor.
Çünkü sanat insanı kendi içine döndürür.
Bazen bir film sahnesinde kendimizi görürüz.
Bazen bir tiyatro repliği yıllardır sustuğumuz yere dokunur.
Bir şiir anlatamadığımız duyguyu tek cümlede söyler.
Bir kitap ise yalnızlığımızı sessizce önümüze koyar.
Ama modern dünya artık hissetmekten çok oyalanmayı öğretiyor.
Oysa sanat yalnızca kültürel bir faaliyet değildir.
Sanat, ruhun nefes alma biçimidir biraz da.
Bir toplum tiyatrodan, sinemadan, şiirden, kitaptan uzaklaştıkça; düşünmekten de uzaklaşır. Çünkü sanat yalnızca estetik sunmaz. Empatiyi büyütür, vicdanı canlı tutar, insanın başka hayatlara dokunmasını sağlar.
Belki de bu yüzden bugün insanlar daha tahammülsüz, daha gergin ve daha yalnız.
Çünkü ruhunu beslemeyen bir hayat, bir süre sonra insana dar gelmeye başlıyor.
Her şeyin hızlandığı bu çağda sanat hâlâ insana yavaşlamayı fısıldıyor.
Belki de modern insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur:
Bir anlığına durabilmek…
Ve yeniden hissedebilmek.
TEK MANZARAM
karanlık
bir
sokak
sokağı
aydınlatan
bir
lamba
neler
gördü
kim bilir
bazen
kırptı
gözünü
bazen
baktı
kısık kısık
bazen
titredi
ışık ışık
bense
elimde
kahve
tek
manzaram
lambadaki
aydınlık...
(Gölgemde Saklanan Renkler)



