
Hayat bize hep hareket etmeyi öğretti; koşmayı, yetişmeyi, bir yerlere varmayı… Oysa kimse insana hiç gelmeyecek olanı nasıl bekleyeceğini öğretmedi. Çünkü beklemek, bir şeyin gelmesini istemek değil, gelmeyeceğini bile bile içinde yer açmaktır.
Beklemek, hareketin karşıtı değildir. Aksine, insanın kendisiyle en çok karşı karşıya kaldığı yerdir. Çünkü insan beklerken dış dünyayla değil, kendi içiyle temas eder. Zamanı geçirmek için değil, zamanın içinde kalmak için bekler.
O anlarda bir şey yapamazsın. Müdahale edemezsin. Ne hızın işe yarar ne de aklın. Sadece kalırsın. Ve o kalışta insan, kendine yaklaşır.
Beklemek çoğu zaman bir eylem gibi görünmez. Oysa insanın en uzun süren hâlidir. Bir mesajı beklersin, bir haberi… Bir duygunun karşılık bulmasını. Ve bazen de, içten içe bilsen bile, hiç gelmeyecek olanı.
İnsan beklerken sadece zamanı taşımaz; ihtimalleri taşır. Kurduğu hayalleri, yarım kalmış cümleleri, susturduğu korkuları… Bir yan umut etmeye devam ederken, diğer yan vazgeçmeye hazırlanır. Ve insan en çok, aynı anda iki zıt ihtimali taşımaktan yorulur.
Beklemek sadece dışarıya dönük değildir. Tarlanın yağmuru beklemesi gibi, emeğin karşılığını beklemesi gibi… Ama insanın bekleyişi çoğu zaman içeridedir. İnsan aslında kendi içinde tamamlanmayı bekler; eksik kalan yanlarının dolmasını, yarım kalan duyguların bir gün yerini bulmasını ister.
Ama her bekleyiş bir varlığa dayanmaz. Bazı bekleyişler, hiç var olmamış bir ihtimalin izini sürer. Bu yüzden her bekleyişin bir karşılığı yoktur.
Bazı kapılar hiç çalmaz. Bazı insanlar hiç dönmez. Bazı anlar hiç gelmez.
Ve insan, asıl fark edişi burada yaşar. Beklediği şeyin bir gelecek olmadığını, çoktan geçmişte kalmış bir olasılığa tutunduğunu anladığında büyür.
Belki de beklemek, bir şeyin gelmesini değil, gelmeyeceğini kabullenmeyi öğretir. Ve o anda bekleyiş yön değiştirir. Artık dışarıya değil, insanın kendisine döner.
Ve bazı duygular vardır; insana sığmaz. İçinde tutulamaz. Taşar. Kimi zaman bir resme, kimi zaman bir besteye, kimi zaman da bir şiire…
BEKLEMEK
beklemek—
ne
uzun
bir
eylem.
geçmeyen
dakikalar,
kurulan
hayaller,
doğmamış
bir
çocuk
ve
yaşanası
bir
aşk.
beklemek—
ne
uzun
bir
eylem.
tarlaya
yağmur,
emeğe
sabır,
sevgiye
saygı
ve
çalınası
bir
kalp.
beklemek—
ne
uzun
bir
eylem:
gelmeyecek
bir
an.
Yasemin Yurtseven
(Gölgemde Saklanan Renkler)



