
Türkiye’de emeklilik artık “çalışma hayatının ödülü” değil; uzun süren bir sabır testinin final turu. Maaşlar yetmiyor, kiralar beklemiyor, faturalar emekliye saygı duymuyor. Emekli olmak, dinlenmekten çok idare etmeyi öğrenmek anlamına geliyor.
Tam da bu tabloya yeni bir çözüm başlığı ekleniyor: Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES).
BES’e kardeş geliyor desek, çok da haksız sayılmayız. Son günlerde daha sık telaffuz edilen ve 2026’nın ikinci yarısında yürürlüğe girmesi beklenen bu sistem, mevcut emeklilik yapısının “desteklenmesi” iddiasıyla gündemde.
Mantık tanıdık dimi? Hatta yabancı da değil.
Nasıl ki tamamlayıcı sağlık sigortası (TSS) , SGK’ nın yetmediği yerde devreye giriyorsa; TES de emeklilikte benzer bir boşluğu doldurmayı hedefliyor.
Sağlıkta “hizmet açığı” tamamlanıyor, emeklilikte ise gelir açığı.
Ama küçük bir farkla:
Tamamlayıcı sağlık sigortası, hastalık gibi istisnai bir durum için devreye giriyor.
Tamamlayıcı emeklilik ise hayatın kendisini tamamlamaya talip.
Özetle denilen de şu: “Bizden bu kadar. Gerisi senin birikim becerine kalmış.”
Kulağa makul geliyor. Kim istemez ikinci bir emekli maaşını?
Ama asıl sorun da burada başlıyor: Zaten geçinemeyen emekli neyi, nereden tamamlayacak acaba?
Asgari ücretle çalışmış, yıllarca prim ödemiş, emekli olmuş ama hâlâ çalışmak zorunda kalan milyonlara şimdi bir de “keşke zamanında biriktirseydin” deniyor. TES, birikimi olan için güvence; olmayan için ise daha çok iyi niyetli bir öneri, hatta bir tür vicdan rahatlatma metni.
Sistem teknik olarak herkese açık. Pratikte ise tasarruf yapabilenler için işliyor. Temel ihtiyaçların büyük kısmı maaşla karşılanırken, uzun vadeli birikim yapmak ciddi bir mali esneklik gerektiriyor. Bu noktada emekliden beklenen şey net: sabır, uyum ve mümkünse harcamalarda yaratıcılık.
Üstelik risk de bireysel. Fonlar iyi giderse ne âlâ; gitmezse sistem sizi “uzun vadeli düşünmeye” davet ediyor. Yani bugünü zaten zor olan emekliye, gelecekte daha da sabırlı olması öneriliyor.
Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi, güçlü bir kamu emekliliği yapısıyla desteklenmediğinde emekliyi tamamlamıyor; yalnızlaştırıyor. Geliri yüksek olanı daha da güvende tutarken, düşük gelirli emekli için sessiz bir beklenti yaratıyor: “Elinden geleni yapmalıydı.”
Sonuçta emeklilik, ortak bir sosyal güvenlik meselesi olmaktan çıkıp kişisel finans başarısına bağlanıyor. Yetmeyen gelir, sistemin değil; bireysel planlamanın konusu haline geliyor.
Adına ne denirse densin, bu bir tamamlayıcı sistemden çok, sanki sorumluluğun sessizce devredilmesi anlamına geliyor.
Ve belli ki yeni dönemin özeti gayet net:
Yetmiyorsa tamamla. Olmuyorsa idare et.



