
Ağustos gelince evlerin havası değişir. Masada tercih kılavuzu, ekranda sıralamalar, bir köşede annenin elinde çoktan soğumuş çayı… ve o ekranın karşısında, henüz on sekiz yaşında, bütün bir hayatı tek bir listeye sığdırması beklenen bir genç oturur. Biz buna “tercih listesi” diyoruz. Oysa oraya bir bölüm değil, bir hayat yazılıyor.
Bu dönemde bana en sık sorulan soru değişmiyor: “Hocam, adında yapay zekâ geçen bölümlerden birini yazsak mı?”
Boşuna sormuyorlar. YÖK’ün Temmuz 2026’da açıkladığı rakamlara göre son üç yılda 81 yeni yapay zekâ ve bilişim programı açılmış. Bu alanlardaki lisans kontenjanları yaklaşık iki katına, ön lisans kontenjanları ise dört katından fazlasına çıkmış. Rakamları görünce aklıma bölümümdeki öğrenciler geldi. Üç yıl önce önlerinde bu kadar seçenek yoktu.
Türk Eğitim Derneği Genel Başkanının Mayıs 2025’de paylaştığı verilere göre, incelenen 25 yapay zekâ bölümünün 18’inde profesör, 13’ünde doçent bulunmuyor. Beş bölüm ise yalnızca bir öğretim üyesi ile yürütülüyor. Bu tablo insanı ister istemez düşündürüyor. Bir profesörün yetişmesi çok uzun yıllar süren bir emek ister. Bir bölüm ise çok daha kısa sürede açılabilir. Kadro aynı hızla çoğalamaz. Sorun büyümenin akademik kadroyu geride bırakmasında…
Bir de daha az konuştuğumuz bir konu var
Gençler bu kararı neye göre veriyor? Pek çoğu “Neyi seviyorum?” sorusundan önce “Hangi bölümde işsiz kalmam?” diye soruyor. Bu korku tamamen yersiz değil. Ama yalnızca korkuyla verilen bir karar da doğru bir tercih anlamına gelmiyor. Dünya Ekonomik Forumunun 2025 tarihli raporuna göre, 2030’a kadar 170 milyon yeni iş ortaya çıkabilir; 92 milyon iş ise ortadan kalkabilir ya da değişebilir. Çalışanların temel becerilerinin yüzde 39’unun değişmesi bekleniyor.
Öne çıkan beceriler yalnızca teknik değil. Yapay zekâ, büyük veri, siber güvenlik ve teknolojik okuryazarlığın yanında analitik düşünme, yaratıcılık ve merak da önem kazanıyor. Bu tablo bana şunu düşündürüyor, mesele yalnızca hangi bölümü seçtiğimiz değil, o bölümde kendimizi nasıl yetiştirdiğimiz.
Peki yapay zekâ destekli tercih araçları ne işe yarıyor?
Puanı bilir, sıralamayı karşılaştırır, geçmiş yılların verilerini saniyeler içinde önünüze getirir. Bunların hepsi değerlidir. Ama bir gencin hangi işi yaparken zamanın nasıl geçtiğini unuttuğunu, bir problemi çözerken mi yoksa insanlarla konuşurken mi parladığını bilemez.
Kendi alanımın imkânlarını küçümsemeden söylüyorum, Yapay zekâ iyi bir yardımcıdır ama insanın yerine hayal kuramaz. Tercih ekranında yol gösterebilir; son kararı genç, kendisini tanıyarak vermelidir.
Burada ailelerin de kendi tutumlarını sorgulaması gerekiyor. Çünkü bazen o listeye çocuğun hayali değil, anne ve babanın yarım kalmış hayali yazılıyor. “Ben doktor olamadım, bari o olsun.” İyi niyetle söyleniyor, biliyorum. Ama farkında olmadan bir gencin kendi hayatını yaşama alanını daraltabiliyor. Listeye bakarken kendinize dürüstçe sorun, bu satırlar onun mu, benim mi?
Doğrusu, hiçbirimiz geleceğin mesleğini kesin olarak bilemeyiz. On yıl önce bugün konuştuğumuz bazı mesleklerin adı bile neredeyse duyulmuyordu. Var olan pek çok mesleğin yapılma biçimi de bugünkünden farklıydı. Bu nedenle “Hangi bölüm geleceği garanti eder?” sorusu bana hep eksik geliyor.
Asıl soru belki de şu olmalı: Bir genci geleceğe hazır bir insan olarak nasıl yetiştiririz?
Çünkü artık kapıyı diploma tek başına açmıyor. Bir fikri projeye dönüştürebilmek, yabancı bir dille dünyaya açılabilmek, teknolojiyi yalnızca tüketmeyip onunla üretebilmek, doğru soruyu sorabilmek ve öğrenmeyi hiç bırakmamak gerekiyor. Bunlar yalnızca hangi bölümün okunduğuyla değil, o bölümün nasıl okunduğuyla kazanılıyor.
Tercih ekranındaki dört haneli sıralamalara gereğinden fazla anlam yüklemeyin. O rakamların arkasında bir bölüm değil; merakları, korkuları ve henüz keşfedilmemiş yetenekleriyle bir insan duruyor. Ona yapabileceğiniz en büyük iyilik, hangi bölümü yazacağını dikte etmek değil, kendini tanımasına yardım etmektir.



