
Yerel siyaset, doğası gereği bir kentin, bir kasabanın hafızasını ve geleceğini inşa etme sanatıdır. Ya da en azından teoride böyledir. Pratikte ise durum çoğu zaman, cebinde iki kelimeyi bir araya getirecek gramer bilgisi olmayan, liyakati sadece "büyüklere biat etmek" sanan ve çapı kendi gölgesinden küçük tiplerin sahne aldığı bir vodvile dönüşür.
Bugün yerel siyasetin en büyük trajedisi; liyakatsizlik ile eğitimsizliğin evliliğinden doğan o muazzam özgüvendir. Eğitimi bir kenara bıraktık, artık "öğretimsizlik" bile bir övünç kaynağı haline geldi. Okumuş, yazmış, memleket için kafa yoran vizyon sahibi insanlar kenara itilirken; vizyonu belediye çay ocağındaki dedikodudan ibaret olanlar vitrine diziliyor. Neden mi? Çünkü yönetilmesi kolay. Bir yere aklı başında, eğitimli ve liyakatli birini getirirseniz soru sorar, itiraz eder, "Bu yaptığımız yanlış" der. Ama 2-3 eğitimsiz, çapsız emir erini koltuğa oturtursanız, Neşet Ertaş türküsü gibi olurlar: "Siz neresini uygun görürseniz orası olsun efendim."
İşte o zaman siyaset değil, kukla tiyatrosu izlemeye başlarsınız. İpleri tutanlar arkada bıyık altından gülerken, öndeki piyonlar kendilerini "memleket sevdalısı devlet adamı" sanma ilüzyonuna kaptırırlar.
Fakat unutulan çok temel bir kural vardır: Küçük kasaba siyasetini 2-3 eğitimsiz, çapsız emir erine bırakırsanız, gün gelir o patlama sesini Türkiye’nin her yerinden duyarsınız. O koltuklar, emir eri olmaya hevesli çapsızların egolarını tatmin etme yeri değildir. Günü geldiğinde o patlama, sadece o kuklaları değil, ipleri elinde tutan gizli "ağaları" da yerle bir eder.
Özellikle Trakya gibi bir coğrafyada siyaset yapıp da derebeylik rüyası görmek, tam anlamıyla trajikomik bir cehalet örneğidir.
Trakya'da ağalık yoktur, aşiret yoktur!
Ağalık vardıysa da bu toprakların insanı onu çoktan tarihin tozlu raflarına gömdü, o düzeni kendi eliyle sonlandırdı. Trakya insanı biat etmez; aklına, özgürlüğüne ve cumhuriyetin kazandırdığı aydınlığa güvenir. Hal böyleyken, kapalı kapılar arkasında gizli ajandalarla tekrar ağalık/paşalık düzeni tesis etmeye meraklılar varsa, kendilerine acilen bir hatırlatma yapmak gerekir:
Bu topraklarda seçmen de, parti üyesi de geride duruyorsa bu hürmetindendir, enayiliğinden değil. Sandık günü geldiğinde, o marifet sandığınız biatçı kadrolaşmanın ve "bizden olsun, çapsız olsun" zihniyetinin hesabını öyle bir keser ki, ne kukla kalır sahnede ne de ipleri tutan kuklatör. Seçmen ve üye, o çok güvendiğiniz tahtları başınıza yıkar, hak ettiğiniz siyasi dersi tek bir mühürle verir.
Kısacası; Trakya’ya ağa dayanmaz, emrederek siyaset yürümez. Ya liyakati, eğitimi ve çapı esas alırsınız ya da o 2-3 emir eriyle birlikte tarihin unutulmuş, mizah konusu olmuş sayfalarında yerinizi alırsınız.



