
Euro, dolar ve sterlin kuşanıp gelen fani yabancılar için Akdeniz ve Ege sahilleri tam bir yeryüzü cennetiyken; bu toprakların kadim evlatlarına, yani cefakar "Türko" ve "Kürdo"ya bu görkemli tiyatroda sadece figüranlık ve hizmetkarlık düşüyor. Kapadokya'da gökyüzünü süsleyen rengarenk balonlara binecek parası olmadığı için, aşağıdan boynu bükük bir şekilde "Instagram’lık" fotoğraf çekilmekle yetinen yerli ve milli insanımız; bırakın Paris’i, Roma’yı, Londra’yı ya da New York’u görmeyi, ömrünü çürüttüğü kendi coğrafyasında bile bir uçağa binip tatile gidemiyor. Köle gibi çalışıp, kendilerini birbirine düşüren siyasilere adeta put gibi tapınmayı vatandaşlık görevi sayanlar, üç kuruşluk emeklilik maaşına kavuşabilmek için adeta Azrail ile pazarlık ediyor. İşin acı tarafı, tüm bu mahrum kalınan şeyler aslında lüks değil; dümdüz, sıradan bir hayatın ufak, insani anlarından ibaret. Ancak günün sonunda her toplum, kendi elleriyle inşa ettiği ve hak ettiği o distopyayı yaşıyor.
Bu dünyaya yalnızca bir defa gelindiği gerçeğini unutturmak adına tasarlanmış o muazzam "şükür safsatası" sayesinde, kitleler açlık ve sefaletle boğuşurken politika zırvalarıyla oyalanmayı gayet normal karşılıyor. Gerçekliği sorgulamaktan aciz bir zihin yapısıyla, kendilerini sülük gibi emen iktidar odaklarına adeta tapınarak, cenneti bu dünyada onlara altın tepside sunuyorlar; kendileri ise adeta ot gibi yaşamaya devam ediyor. Ne diyelim, kahrolsun bağğzı şeyler... Neyse, bu felsefi aydınlanma seansını burada kesip en iyisi üç-beş farklı market gezip peynir ve zeytin indirimini kovalayalım. Temel ihtiyaç ürünlerinin en ucuz, en niteliksiz markalarını sepete doldurup evdeki televizyon ve telefon hapishanemize geri dönelim. Neyimize lan bizim insanca yaşamak için ses çıkarmak, isyan etmek falan? Dışarıda birisi sorarsa da "Şöyle güçlüyüz, böyle korkusuzuz, vatanseveriz, tarihimiz şanlı" der, "cart curt" klişeleriyle egomuzu tatmin ederiz. Aynen öyle; atalarımız kesinlikle bizler sefalet içinde yaşayalım diye o büyük bedelleri ödedi!
Dümdüz, sıradan birer vatandaş olarak hayatta kalabilmek için kuşaklar boyu bitmek tükenmez bir bedel ödüyoruz. İroniktir ki, yüz yıl önce bu toprakları savunan atalarımız bile herhalde böylesine derin bir ekonomik ve sosyal buhran düzeni hayal etmemiştir. Oysa bir insan olarak her şeyin en iyisini, daha fazlasını hak ediyor ve bunu talep etmek zorunda olmalısın. Dünyanın medeni her yerinde yönetimler halkın kölesidir, halk yönetimdekilerin değil. Size layıkıyla sunamadıkları o kaliteli hayatı, kendilerine hak gören ve saraylarda yaşayan zihniyete karşı artık bir şeyleri fark etmenin zamanı geldi de geçiyor.



